|
Tweet | Tarih: 12-09-2026 16:39 |
Sezon başlarken sevindiğimiz, sezon biterken ise sevincimizin hüzne dönüştüğü bir aydır eylül. Ege’nin her sahil ilçesi gibi Çeşme’mizin de kısa yaz sezonundan çıktığı aydır eylül.
Turizm sezonunun kısa oluşunun hüznü esnafa yansırken, biz hayvanseverleri de daha telaşlı bir döneme sokar. Aylarca sürecek stresli bir sürecin başlangıcı olan ekim ayı günleri yaklaşır.
Yazlıkçılar, okullar açılıyor diye ilçemizi terk etmeye başlarken geride; karne hediyesi, ödüllendirme ya da çocuklarının gönlünü hoş tutma gerekçeleriyle geçici olarak sahiplendikleri yavru kedi ve köpeklerin çoğunu bırakır.
Başlangıçta biraz vicdan yapanlar, mahallelerinde sürekli yaşayan insanlara, site çalışanlarına ya da yazları bahçıvanlıklarını yapan kişilere ayda bir paket mama veya küçük bir bahşiş gönderme sözü vererek vicdanlarını rahatlatmaya çalışırlar. Ancak bu bile çoğu zaman 5-6 ay sürmez.
Mahallelerde terk edilen onlarca cins canın adı artık “sokak köpeği” ya da “sokak kedisi” olur.
Genellikle en sevimli halleriyle, yani yavruyken alınan bu canlar, yaz sezonu bittiğinde artık yetişkin ve üreme çağına girmiş olurlar. Onlara 3-4 ay bakanların aklına çoğu zaman kısırlaştırmak gelmemiştir. Bir anda onlarca hamile canımız olur.
Hayvanseverler olarak zaten sorumsuzca sahiplenenlerin, “Bir defa doğursun, anneliği tatsın” diye düşünenlerin ya da başka ilçelerde doğurtulup Çeşme’ye getirilerek terk edilen yavruların sorumluluğunu üstlenmeye çalışıyoruz. Onları korumaya alıyor, kısırlaştırıyor ve sahiplendirmeye çalışıyoruz. Buna bir de yazlıkçıların terk ettiği hayvanların doğumları ekleniyor.
Hamile köpeklerin kısırlaştırılması anne için ciddi risk taşıyabilir. Kış yavrularının ise özel ilgi ve bakım olmadan yaşama tutunma şansı oldukça düşer.
Bir an empati yapın: 1-2 aylık bir yavrusunuz. Annenize bağımlısınız, onun yanında kendinizi güvende hissediyorsunuz. Bir “insanoğlu” geçici bir hevesle sizi annenizden koparıp alıyor.
Kucağında anne sıcaklığı olmasa da bir vücut sıcaklığı sizi biraz sakinleştiriyor, biraz güven veriyor. Sonra bir yazlık evin bahçesine getiriliyorsunuz. Burası hiç bilmediğiniz, annenizin ve kardeşlerinizin olmadığı bir yer.
Önce kartondan bir yuvanız oluyor. Şanslıysanız bir kulübe alınıyor ya da bahçede kullanılmayan tahta veya plastik bir kutu içine minder konuluyor. Sonra da “Senin yerin burası” denilerek bırakılıyorsunuz.
Anne sıcaklığının olmadığı bu yerde yatmak istemiyorsunuz. Kendinizi güvende hissetmiyorsunuz ve ağlamaya başlıyorsunuz. Bu durum bazen 3-4 gün sürüyor. Komşular sesten rahatsız olursa ertesi gün sizden nasıl kurtulabileceklerini düşünmeye başlıyorlar. Ya terk ediliyorsunuz ya da şanslıysanız evin içine alınıyorsunuz.
Ama bilin ki bu konfor da çoğu zaman 3-4 aylık.
Evde birkaç günlük telaş başladığında yaz bitmiş demektir. Eşyalar araca yüklenir, siz ise artık bahçenin bile dışındasınızdır. Onlar araçlarına binip gider. Siz, geri döneceklerini ve sizi yine seveceklerini düşünerek beklersiniz.
Büyük ihtimalle artık kullanmayacakları minderinizi de “sokakta yatarsın” diye bir köşeye bırakmışlardır.
Artık karşılıksız verdiğiniz sevginin ve sadakatin hiçbir anlamı kalmamıştır.
Issızlaşan sokaklar ve soğuyan havayla baş başasınızdır. Motosiklet ve araba sesleri yaşadığınız travmayı tetiklemeye başlar. Tepki verir, araçlara havlar ve peşlerinden koşarsınız. Sonra da mahallede “suçlu bir sokak köpeği” damgasını yersiniz.
Eğer bir hayvansever sizi fark edip korumaya almazsa, sonunuz çoğu zaman barınak olur.
Barınakta, daha önce mahallede gördüğünüz sokak hayvanlarından çok daha fazlası vardır. Fiziksel olarak eski oyun arkadaşlarınıza benzeseler de artık orada oyun başka türlü oynanır. Güçlü olan daha kolay hayatta kalır.
Yemek saatinde öne geçmek, hızlı yemek zorundasınızdır. Güçlüyseniz ilk yiyenlerden olursunuz. Isırılabilirsiniz, canınız yanabilir ama karnınızı doyurmayı öğrenirsiniz. Güçsüzseniz, çok az yemekle vücut direncinizin yettiği kadar hayatta kalmaya çalışırsınız.
Koruyucu aşılarınız zamanında yapılmadıysa, barınaktaki ilk günlerde geçireceğiniz operasyonlardan sonra düşen bağışıklığınız hastalıklara karşı sizi daha da savunmasız hale getirir. Gençlik hastalığına yakalanırsanız, atlatabilseniz bile ömür boyu sürecek titremelerle yaşayabilirsiniz. Kanlı ishal gibi ağır hastalıklarda ise yaşam şansı daha da azalır. Yüzlerce hayvanın bulunduğu bir ortamda hasta olduğunuzun fark edilmesi bile gecikebilir.
Sokakta yaşayan bir canın yaşam süresi, ciddi bir kaza veya yaralanma yaşamadığı takdirde genellikle 5 ila 8 yıl arasında değişebilir. Ev ortamında yaşayan, düzenli veteriner kontrolü ve tedavisi gören bir hayvan ise 10 ila 16 yıl yaşayabilir. Barınaklarda ise yaşam koşullarına bağlı olarak bu süre çok daha kısa olabilir.
Diyorlar ya; “Sizi çocuğum diye seven hayvanseverler deli, çok dik başlı, tepkili ve agresif.”
Deliliğimiz empati yaptığımızdan, dik başlılığımız sevgi ve şefkat duygusunu anlayamayanlara karşı durduğumuzdan, agresifliğimiz ise bu canların neler yaşadığını bildiğimizdendir.
İnsanoğlu, karşılıksız sevgiyi ve sadakati, sevmeyi ve sevilmeyi öğrenmeli.
Hayvanların çocukların psikolojik gelişimindeki olumlu rolü de bilimsel olarak ortaya konulmuştur. Bir köpek ya da kediyi okşadığınızda üzerinizdeki gerginliğin azaldığını, kendinizi daha iyi hissettiğinizi fark edebilirsiniz.
Bu canların bizden tek beklentisi mama ya da su bile değil; çoğu zaman yalnızca temas, ilgi ve sevilmek.
Çok mu şey istiyorlar?
Bunun karşılığında sundukları ise sonsuz sevgi ve sadakat.
Barınaklar dolu. Lütfen bu canları sahiplenelim. Evimize alamıyorsak bahçemize; fabrikalarımız, iş yerlerimiz uygunsa oralara bir can da olsa kazandıralım. Bir canı bile barınak denilen hapishanelerden kurtaralım.