|
Tweet |
Halep oradaysa, arşın burada
İYİ Parti lideri Meral Akşener, "Türk Kızılay’ı tümüyle yozlaşmış, çürümüş bir yer hâline gelmiş. Memleketin yarasını saracağına çadır tüccarı olmuş. Düşünebiliyor musunuz? Deprem olmuş insanlarımız 20 gündür çadır bekliyor. Kızılay ise deposunda çadır stoklayıp satıyor. Böyle bir kepazelik olabilir mi?" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seslenen Akşener, "Önce aziz milletin önüne sandığı getireceksin öyle helallik isteyeceksin. Sandığı getireceksin milletimiz sana ne diyecek göreceksin." dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘helallik’ istemesini eleştirdi. Akşener, “Sen haram içinde sefa sürerken dar günde tek başına bıraktığın milletimizden şimdi çıkıp da helallik alamazsın Sayın Erdoğan. Ama illaki helalleşmek istiyorsan ben sana yolunu söyleyeyim. Siyasetçi, milletiyle televizyon karşısından attığı nutukla helalleşmez. Siyasetçi, milletiyle sandıkta helalleşir. Madem helallik alacaksın; o zaman önce aziz milletimizin önüne sandığı getireceksin, helalliği de öyle isteyeceksin. Sandığı getireceksin milletimiz sana ne diyecek göreceksin. Öyle televizyonlardan üfürmekle olmaz. Halep oradaysa, arşın burada. Madem helallik alacağına eminsin, o zaman derhal sandığı getireceksin” dedi.
İYİ Parti Genel Başkanı Akşener, bugün TBMM grup toplantısında konuştu. Kahramanmaraş merkezli deprem sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendiren Akşener, özetle şunları söyledi:
“TÜRK KIZILAY’I TÜMÜYLE YOZLAŞMIŞ, ÇÜRÜMÜŞ BİR YER HÂLİNE GELMİŞ. MEMLEKETİN YARASINI SARACAĞINA ÇADIR TÜCCARI OLMUŞ”
Mesela; Binlerce depremzede kardeşimiz soğukta beklerken kendi vatandaşına çadır satmak sadece bir organizasyon sorunu değildir. Bu, düpedüz bir ahlak sorunudur. 155 yıllık Hilal-i Ahmer, yani Kızılay’ımızda yaşananlara bakın. Hilal’e adanmış tüm hayatların anısına çalışan Türk Kızılay’ı bunların elinde zaten, bir ‘naylon bağış’ kurumuna dönüşmüştü. Belli ki bu da yetmemiş olacak gelinen noktada tam anlamıyla paravan bir şirket olmuş. Ecdat yadigarı, kötü gün dostu, iyiliklerin sembolü Türk Kızılay’ı tümüyle yozlaşmış, çürümüş bir yer hâline gelmiş. Memleketin yarasını saracağına çadır tüccarı olmuş. Düşünebiliyor musunuz? Deprem olmuş insanlarımız 20 gündür çadır bekliyor. Kızılay ise deposunda çadır stoklayıp satıyor. Böyle bir kepazelik olabilir mi?
“KIZILAY’IN DEPOSUNU DA BASIP ÇADIRLARA EL KOYACAK MISINIZ? STOKÇU DİYE KIZILAY BAŞKANI’NI DA ‘ALDIRACAK’ MISINIZ?”
‘Gıda stoklanıyor’ diye memleketi birbirine kattınız. ‘Soğan stokluyorlar’ diye depoları bastınız. ‘Patates stokluyorlar’ diyerek milleti suçladınız, ‘terörist’ ilan ettiniz. Peki şimdi çadır stoklayan Kızılay’a ne diyeceksiniz? Kızılay’ın deposunu da basıp çadırlara el koyacak mısınız? Stokçu diye Kızılay Başkanı’nı da ‘aldıracak’ mısınız? Biz Kızılay’ı her felakette ısıtan battaniye diye biliriz. Biz Kızılay’ı aç karınları doyuran ana şefkati diye biliriz.
‘AK-KIZILAY’ DEDİ
Biz Kızılay’ı vatana duyulan sevginin kalbi, yaralılara uzanan yardım eli diye biliriz. Biz Kızılay’ı kötü gün dostu biliriz. Peki ‘Ak-Kızılay’ ne yaptı? Milletimizin topyekûn darda olduğu bir günde milletimizin soğuktan donduğu bir günde tüm Türkiye’nin seferber olduğu bir günde alın teri ile emanet edilen milletin helal yardımlarını ticari bir şirket gibi utanmadan satışa çıkarttı.
Yabancı ülkeler hiçbir karşılık beklemeden arama kurtarma ekipleri gönderdiler. Düşman diye kötülenenler, seferber olup yardıma koştular. ‘El oğlu’ dediklerimiz milyarlarca lira yardım parası topladılar. Ama bu ülkenin Kızılay’ı utanmadan kendi vatandaşına çadır sattı. 85 milyon tek yürek oldu ama bu ülkenin Kızılay’ı kendi vatandaşına çadır sattı. İnsanlarımız geceleri eksi 18’lere varan soğukla mücadele ederken Türkiye’nin her köşesinde milletimizin uykuları kaçtı. Ama bu ülkenin Kızılay’ı kendi vatandaşına çadır sattı. Herkesin aklı da, fikri de deprem bölgesindeydi. Ama sivil toplum kuruluşları yardım yaptığı için sorgulandı. İnsanlarımız, devletin kurumlarına güvenmiyor diye suçlandı. Ve bu ülkenin Kızılay’ı da kendi vatandaşına çadır sattı.
“SAYIN ERDOĞAN’IN DÜNYASINDA BU ÜLKENİN SATILIK OLMAYAN HİÇBİR DEĞERİ OLMADIĞINI ÇOK İYİ BİLİYORUZ”
Bu ahlaksızlığa, bu alçaklığa, bu rezalete şaşıranlar olduğunun farkındayız. Ama biz hiç şaşırmadık. Neden şaşıralım? Geçtiğimiz sene kendi yargısının bağımsızlığını ihlal edip, Kaşıkçı Davası’nı Suudi Arabistan’a satan yine bu hükumet değil miydi? Memleketi sığınmacı hendeğine çevirip Avrupa rahatsız olmasın diye milletimizin huzur ve refahını satılığa çıkaran yine bu hükumet değil miydi? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını ev karşılığında yabancılara satan yine bu hükumet değil miydi? Çukurova’nın tertemiz toprağını, İngiltere’den gelen çöpleri gömmek için satan yine bu hükumet değil miydi? İşte o nedenle biz, Kızılay’ın bu ülke insanı için ürettiği çadırları depremzede vatandaşına satmasına hiç mi hiç şaşırmıyoruz. Çünkü Sayın Erdoğan’ın dünyasında bu ülkenin satılık olmayan hiçbir değeri olmadığını çok iyi biliyoruz.
Nitekim bir de çıkıp, ‘Büyütülecek bir hadise değil. Günün sonunda vatandaşımıza hizmete gitmiş’ diye utanmadan açıklama yaptılar. Vatandaşa kim hizmet etmiş? Yine vatandaşın kendisi. Para kimin parası? Milletin parası, işsizlikten kıvranan gençlerimizin parası, mutfağı alev almış annelerin parası, geçinemeyen emeklinin parası, tarlasını süremeyen çiftçinin parası, hayatta kalma mücadelesi veren esnafın, memurun, asgari ücretlinin parası… Madem hizmet milletin, para milletin o hâlde sizin ne göreviniz var? O hâlde sizin ne işiniz var? O hâlde size ne gerek var? Madem millet başının çaresine bakmak zorunda en azından gölge etmeyin. Madem hiçbir işe yaramıyorsunuz o zaman bir zahmet istifa edin. Madem ülke yönetmekten acizsiniz bari milletin asabını daha fazla bozmayın. Al bayrağımız gibi kıymetli bildiğimiz Kızılay’ın sancağını daha fazla kirletmeyin. Her dönem gururumuz olan Kızılay’ı daha fazla lekelemeyin. Ahlaksız, şuursuz ve arsız yönetim anlayışınızla el attığınız her kurumumuzu delik deşik ettiniz. Bari Türk milletinin, ‘Vicdan Kalesi’ Kızılay’ın surlarında gedik açmayın.
“DEVLETİMİZİN EN ÖNEMLİ KURUMLARININ AK PARTİ’NİN ARKA BAHÇESİ OLDUĞUNA ŞAHİT OLDUK”
Devletimizin en önemli kurumlarının Ak Parti’nin arka bahçesi olduğuna şahit olduk. Hükümetin başının ve liyakatsiz ekibinin Türkiye’yi yönetemediğini tüm çıplaklığıyla izledik. 21 yıllık iktidarın getirdiği bu yozlaşma artık hepimizi boğuyor. Kurumlarımızın içini boşaltarak nefsini doyurmaya çalışanların bu açlığı artık hepimizi kemiriyor. Hâlden anlamayan, empati kuramayan hamasetten başka hiçbir şey yapmayan bu bezirgan saltanatı artık hepimizi etkiliyor. Kerim devlet anlayışımızdan bir türlü nasiplenemeyenlerin neden olduğu devasa yıkımın sonuçları artık her alanda karşımıza çıkıyor. Ancak her şeye rağmen biz İYİ Parti olarak, Ak Parti iktidarının neden olduğu bu enkazı milletimizle birlikte kaldırmamız gerektiğinin farkındayız.
Sadece sorunları konuşup kısır tartışmalarla vakit geçirerek hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizin de farkındayız. Bu yüzden biz yangından mal kaçırmak için değil, yangını söndürmek için buradayız. Nitekim tam da bu nedenle depremin olduğu ilk günden itibaren sahada vatandaşlarımızla birlikteydik. Afet Koordinasyon Merkezi’mizin çatısı altında arama kurtarma ekipleri kurduk, enkazdan insanlarımızı çıkarttık. Bölgedeki ihtiyaçları tespit ettik, yardımlarımızı yönlendirdik. Vatandaşlarımızla birlikte oluşturduğumuz yardım tırlarını depremzede kardeşlerimize ulaştırdık. Sahra hastaneleri kurduk. Aşevleri kurduk. Seyyar tuvaletler, çadırlar götürdük. Açıkta kalan insanlarımızı bölgeden tahliye ettik, konaklama sağladık. Hâlâ birçok arkadaşımız deprem bölgesinde çalışmaya devam ediyor. Hâlâ ihtiyaçlar tespit ve temin ediliyor. Gençlik teşkilatlarımız pedagogların tavsiyeleri üzerine depremzede çocuklarımız için motivasyon etkinlikleri düzenliyor. Üstelik amacımız sadece şu anki yarayı kapatmak değil. İleride yeni yaraların açılmasını önlemek için de durmadan çalışıyoruz.
“MİLLETİMİZİ YİNE VE YENİDEN SORUN YUMAKLARIYLA BİR BAŞINA BIRAKTILAR”
Bu depremin ülkemizin demografik yapısını değiştirmemesi için ne yapılması gerektiğini söylüyoruz. Üniversitelerin kapatılmamasını, eğitime ara verilmemesini, depremzede vatandaşlarımızın barınmasını sağlamak için KYK yurtlarını kapatmadan, başka çözüm yollarının da mümkün olduğunu anlatıyoruz. Nitekim geçtiğimiz hafta da bu kürsüden tüm gözlemlerimizin, tüm çalışmalarımızın sonucunda hazırladığımız, Acil Eylem Planımızdan ve İnsani Sanayi Bölgeleri projemizden bahsettim. Tarımdan sağlığa, sanayiden istihdama, eğitimden kurumsal kapasitenin güçlendirilmesine, sığınmacılardan barınma sorununa kadar hayati önem taşıyan birçok alanda kısa, orta ve uzun vadede ne yapılması gerektiğini ortaya koyduğumuz anlattım. Ne var ki geçen 1 haftalık zaman diliminde iktidar partisinden hiç kimse bu çözüm önerilerini merak etmedi. Hatta, Meclis’e sunduğumuz teklifi el birliğiyle reddettiler. Kendilerine ait somut bir eylem planını ise uygulamaya koymadılar. Onun yerine her zamanki gibi öfke saçtılar, nefret saçtılar, nifak soktular. Yani milletimizi yine ve yeniden sorun yumaklarıyla bir başına bıraktılar.
Tüm süreç boyunca enkazı kaldırmak için çırpınan milletimiz karşısında attığı her adımda yeni enkazlar bırakan liyakatsiz bir hükümet buldu. Başımıza bela edilen bu ucube sistemin neden olduğu bir yönetim krizinin tam ortasında kalan insanlarımız umutsuzluğa düştü, çaresizliğe kapıldı kendini yapayalnız hissetti. Ancak her şeye rağmen vazgeçmedi. Birbirine el uzatmaktan vazgeçmedi. Bölmek, ayırmak, ayrıştırmak isteyenlere inat omuz omuza verdi kötülüğe karşı, iyilikte birleşti. Millet olmak ne demek cümle aleme gösterdi. Bu yüzden hiç kimse merak etmesin bu zorluğu da hep birlikte atlatacağız. Yaralarımızı hep birlikte saracağız. Milletçe el ele verecek ve mutlaka iyileşeceğiz. Zengin, mutlu ve güçlü bir Türkiye’ye mutlaka ulaşacağız.