|
Tweet | Tarih: 16-05-2026 11:24 |
Komşumuz adalarını ve kıyılarını yasayla korudu. Biz ise Çeşme'nin son kalan doğal kıyılarını beton ve sermayeye teslim ediyoruz.
Ege'nin İki Yakasında Birbirine Zıt İki Tablo
Mayıs 2026'nın ortasında Yunanistan, dünyaya önemli bir mesaj verdi. Atina hükümeti, Çevre ve Enerji Bakanlığı ile Turizm Bakanlığı'nın ortak çalışmasıyla "Özel MekânsalTurizm Çerçevesi" adını verdiği kapsamlı bir kıyı koruma paketini kamuoyuna açıkladı. Bu pakete göre 250'yi aşkın plaj "dokunulmamış alan" statüsüne alındı; kıyı hattının ilk 25 metresinde kamu yararı dışında her türlü yapılaşma yasaklandı. Şezlong ve şemsiye kiralama, beach bar ve ticari kiosk işletmeciliği, otel ve işletmelerin sahili özel kullanıma kapatması, beton iskele ve kalıcı yapı inşaatı — hepsi yasaklar listesine girdi.
Peki Ege'nin öte yakasında, yani Türkiye'de ne oluyor?
Çeşme Yarımadası'nda tam tersi bir tablo yaşanıyor. Yüzde on beş yapılaşma oranıyla Türkiye'nin son kalan doğal kıyı parçalarından biri olan Çeşme ve çevresi; rezidans projeleri, otellerin dönüşümleri, kaçak yapılar ve Hazine arazilerinin özel ellere peşkeş çekilmesiyle sistemli biçimde tahrip ediliyor.
Yunanistan Ne Yaptı?
Yunan hükümetinin aldığı kararların kapsamı son derece geniş. 250'yi aşkın plajda ticari faaliyetlerin tamamı yasaklandı. Aynı zamanda Santorini, Rodos ve Mikonos gibi aşırı turist yükü altındaki adalarda konaklama kapasitesine üst sınır getirildi. Yeni otel projeleri için asgari arazi büyüklüğü 4 dönümden 8 dönüme çıkarıldı.
Yunan yetkililer bu adımlarla neyi hedeflediklerini açıkça ortaya koyuyor: Turist sayısını azaltmak değil, turizmi sürdürülebilir kılmak. Kıyıların doğal yapısını, mimari kimliği ve ekolojik dengeyi koruyarak ülkenin uzun vadeli turizm çekiciliğini güvence altına almak.
Yunanistan bu kararla yalnızca çevresini değil, ekonomisini de korumuş oluyor. Zira Yunan turizmi; Santorini'nin kalderası, Mikonos'un taşlı sokakları ve dokunulmamış koyları üzerine kurulu. O koylar ve plajlar bozulduğu gün, turizm geliri de çöker.
Çeşme'de Ne Oluyor?
Çeşme Yarımadası, Türkiye kıyılarının giderek azalan yüzde on beşlik korunaklı bölümünün son örneklerinden biri. Tarihsel süreçte bu yarımadayı değerli kılan unsurlar çok açık: Ege'nin berrak koyları, masmavi deniz manzaraları, rüzgâr sporlarına elverişli körfezler, taş evleriyle Alaçatı'nın özgün dokusu, bağ ve zeytin bahçeleriyle süslü yamaçlar.
Ne var ki bugün bu değerlerin üzerine beton dökülüyor.
Aya Yorgi Koyu: Çeşme'yi dünyaya tanıtan, uluslararası yayın organlarında kapak olan bu muhteşem koy, bugün fiilen yok edilme sürecinde. Çeşme Çevre Derneği'nin almış olduğu üç ayrı mahkeme kararına karşın inşaat durmuyor. Üç mahkeme kararı! Hukuk bu kadar açık konuşuyor; ama inşaat makineleri susmaya yanaşmıyor. Bu, hukukun değil, ranta teslim olmuş bir anlayışın zaferidir.
Alaçatı'nın Sörf Efsanesi: Alaçatı'yı Alaçatı yapan sörf kültürü ve rüzgâr sporları artık bir efsaneye dönüştü. Kıyılar, oteller ve beach kulüpler tarafından öyle bir işgal altına alındı ki bir sörf tahtasıyla denize girmek artık mümkün değil. Kıyı, kamunun değil; bir avuç işletmecinin özel mülküne dönüştü.
Otellerden Rezidansa Dönüşüm: Çeşme'nin kimliğini oluşturan mevcut oteller birer birer rezidans projelerine dönüştürülüyor. Bu dönüşüm, bir tarafta sezonluk turistik kullanımı ortadan kaldırırken diğer tarafta kıyıyı kalıcı bir beton yığınına hapsediyor. Çeşme, Türkiye'nin Toskana'sı olabilecek potansiyelde bir yer. Toskana; doğasını, köylerini ve kırsal dokusunu titizlikle koruyarak dünyanın en prestijli turizm destinasyonlarından biri oldu. Biz ise elimizdeki Toskana'yı rezidans çöplüğüne çeviriyoruz.
Hazine Arazileri: Kamunun ortak mirası olan Hazine arazileri, şeffaflıktan uzak süreçlerle özel yatırımcılara devrediliyor. Bu arazilerin büyük bölümü kıyı şeridinde ya da kıyıya yakın konumlarda yer alıyor.
Hukuk Konuşuyor, İnşaat Durmuyor
Çeşme Çevre Derneği, bu yıkıma karşı hem hukuki hem eylemsel mücadelesini sürdürüyor. Mahkemelerden kararlar alınıyor; ama uygulanmıyor. İdari mercilere başvurular yapılıyor; ama görmezden geliniyor. Kamuoyu uyarılıyor; ama yeterli ilgi görülemiyor.
Bu tablo, salt bir çevre sorununun çok ötesine geçiyor. Hukuk devleti ilkesinin, kamu yararının ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğumuzun doğrudan sınavıdır. Mahkeme kararlarının uygulanmaması, hukukun değil; güçlünün kazandığı bir düzeni meşrulaştırır. Bu kabul edilemez.
Kendi Halkımız Ne Diyor? Milyonluk Oy Yunanistan’a
Bu tablonun en acımasız açıklaması, belki de rakamların içinde saklı. Vize engeline, ekstra bürokratik yüke ve ek maliyete rağmen, 2024 yılında 1,5 milyon Türk vatandaşı tatil için Yunanistan’ı tercih etti. Bu sayı, bir önceki yıla kıyasla yüzde 29 arttı. Türk turistler, Yunanistan’ı en çok ziyaret eden ülkeler sıralamasında Amerika Birleşik Devletleri’ni geride bırakarak beşinci sıraya yerleşti. Yunanistan ekonomisine bıraktıkları turizm geliri ise 810 milyon euroyu aştı.
2026’da bu rakamların daha da artması bekleniyor. Türk vatandaşları kendi kıyılarında, kendi koylarında tatil yapamıyor; şezlong kiralıyor, beach kulüp parası ödüyor ya da beton duvarlarla çevrili kıyıların önünde dönüp geri dönüyor. Sonra vize parasını da ödeyerek Yunan adalarına geçiyor. Çünkü orada hâlâ doğal kalan koylar, nefes alan kıyılar ve kamuya açık plajlar var.
Bu durum, son derece derin bir çelişkiyi gözler önüne seriyor: Kendi ülkesini betonlaştıranlar, doğal güzelliğini korumuş komşu ülkeye tatile gidiyor. Kendi kıyılarını sermayeye peşkeş çekenler, Yunanistan’ın korunan koylarının bedava sunduğu manzaraya para ödüyor. Kendi plajlarını özelleştirenler, Yunanistan’ın kamusal kıyılarında yürüyüp denize giriyor.
Bu 1,5 milyonluk tatil tercihi, aslında sessiz ama şık bir referandumun sonucu. Türk halkı sandıkta değil, seyahat kararıyla oy kullanıyor. Ve o oy, betonlaşmamış Yunanistan’a gidiyor.
Ayna Tutuyoruz: Yunanistan’dan Öğrenilecekler
Yunanistan'ın aldığı kararlar, idealist bir çevreci hayalinin ürünü değil. Son derece pragmatik bir ekonomik tercih. Yunan yetkililer biliyor ki kıyılar bozulduğunda turizm gelirleri de bozulur. Doğayı korumak, aynı zamanda ekonomiyi korumaktır.
Kıyı hattının 25 metresindeki inşaat yasağı, 250 plajda ticari faaliyetin durdurulması, ada kapasitelerine getirilen üst sınırlar — bunların tamamı, kısa vadeli rant baskısına karşı uzun vadeli değerin korunması tercihidir.
Çeşme için de aynı tercih yapılabilir. Yapılmalıdır. Çeşme'nin doğal kıyıları, temiz denizi ve özgün dokusu; bu yarımadanın en büyük ekonomik varlığıdır. O varlığı yok eden her beton blok, aslında geleceğin gelirini de yakıp kül ediyor.
Sonuç: Son Fırsat Penceresi
Çeşme Yarımadası hâlâ kurtarılabilir. Ama pencere kapanıyor. Her geçen ay, yok edilen her koy ve kıyı, bir daha geri gelmeyecek doğal bir mirası tarihin çöplüğüne gönderiyor.
Yunanistan komşumuz olarak bize bir ayna tutuyor. O aynada görmemiz gereken şey şu: Kıyıları korumak, zayıflık değil; en zekice yatırımdır. Çeşme'nin geleceği, rezidans kuleleri ve işgal altındaki koylarla değil; korunan doğası, yaşayan kültürü ve nefes alan kıyılarıyla inşa edilebilir.
Çeşme Çevre Derneği olarak bu mücadeleyi sürdürmeye devam edeceğiz. Mahkeme kararlarının uygulanması, kıyıların yeniden kamuya açılması ve her türlü usulsüz yapılaşmanın durdurulması için her meşru yolu kullanmaktan vazgeçmeyeceğiz.
Çeşme bizim, kıyılar hepimizin.
Ahmet Güler
Çeşme Çevre Derneği Başkanı
Çeşme Kent Konseyi Başkanı