|
Tweet |
Cumhuriyet tarihinin en yoğun özelleştirme uygulamaları yaşanıyor. Ne Özal, ne Demirel bu kadar satış yaptı. Erdoğan dönemi, kamu iktisadi kuruluşlarından sonra, hazine arazileri satışında da rekor kırmış bulunuyor.
Hani Şener Şen’in oynadığı Züğürt Ağa filminde, ağa köyü toptan satıyordu ya, toprakları, evleri damları, ambarları, hayvanları ve hatta marabaları ile birlikte. İşte artık satış işleri ona benzemeye başladı. Örneğin Çeşme’de bir ay Bakanlığın satış ilanı varsa öbür ay belediye satışa çıkıyor. Birbiriyle yarış halindeler.
Her iki kurumda da bütçe açığını azaltma yöntemi olarak satışlar hız kazanmış durumda. Ancak Bakanlığın avantajı daha fazla tabi. Bir yandan SİT kurallarını değiştiriyor, yani koruma altındaki alanların statüsünü değiştirip, turizm ve ticaret alanına dönüştürüp, ardından satış ilanları çıkıyor.
Bu defa araziler gibi gelir getireceği düşünülen İzmir Çeşme Otoyolu da satışa çıkarılmış durumda. Tapu bizde diyor Bakan, böylece rahatlıyoruz. Otoyolun işletme hakkını satıyoruz. Aynen Çeşme Belediyesinin, Alaçatı sahilindeki 2,5 milyar TL değerindeki arsayı, belediye iştiraki şirkete devrederken yapılan savunma gibi. Tapusu Belediyede kalacak.
Örnek çok iktidar ile muhalefetin, parti ayrımı olmaksızın kamu kaynaklarını kullanma ve kentsel arazilere bakış açıları, bire bir aynı. Bütün araziler ve yollar, kamusal yararı açısından değil de piyasa değerleri açısından değerlendiriliyor. Statüleri de buna göre yeniden düzenleniyor.
O güzelim koylara, korunması gereken değerler değil de, kaç milyon Euro edecek gözüyle bakılıyor.
Çeşme ve Aydın Otoyolunun mülkünün Bakanlıkta olması neye yarar ki, o yol üzerinden para kazanmak isteyen şirketin insafına göre, geçiş ücretleri belirlenecek. Yani kat ve kat artacak. Böylece bazı yurttaşların otoyol kullanma hakları kısıtlanmış olacak.
Çeşme’yi cazibe merkezi haline getirme politikaları, yola olan talebi artıracak nasıl olsa. Çeşme ve Yarımada’nın inşaat ve nüfus kapasitesini düşünen ve geleceğe yönelik planlama yapan yok. Bakanlık da Belediye de günü kurtarmak ve daha fazla rant elde etmek peşinde.
Saray iktidarı otoyolları, havaalanı inşaatlarını istediği şirketlere adrese teslim ihale ediyor ya, doğal olarak ana muhalefet de bunu eleştiriyor ya, aynı yöntemi muhalefete ait belediye yönetimleri de kullanıyor.
Geçen haftalarda haberlere de yansıdı, Çeşme ve İzmir’deki çeşitli belediyelerin ihalelerinin neden İstanbul’daki belli şirketler tarafından alındığını merak ettiniz mi hiç? İzmir’de bu işleri yapan şirketler yok mu? Nasıl oluyor da İstanbul veya Ankara’daki bazı şirketler daha uygun fiyat verebiliyor?
Çeşme Belediyesi; Alaçatı sahilindeki 2,5 milyarlık arsayı beş yıldızlı otel için ihale etme niyetini açıkladı ya, ama bunu belediye olarak değil de, belediye şirketi marifetiyle yapmak için devretti ya… Belediyenin otel yapmak ve işletmek görevi değil diye savunma yapıldı ya, şirkete devir gerekçesi olarak.
Bakın aslında Çeşme Belediyesinin iki tane oteli var. Biri Şifne’de biri ise Port Alaçatı’da. Port Otel. Peki Port Oteli kim işletiyor? Tabi ki bir şirket. Belediye böyle işlerle uğraşmaz anlayışı var çünkü. Oysa Şifne Otel, Belediye Şirketi tarafından yönetiliyor.
Hangi şirket işletiyor bu oteli? Port Alaçatı Şirketini yönetenlerin kurduğu bir şirket tarafından işletiliyor. Port Alaçatı’da sen ben, bizim oğlan işletmeciliği esastır. Burası gecekondu fiyatına milyon euroluk villaların satıldığı yer. Tam bir yerel kalkınma bölgesi yani.
Belediyeye ait bu otelin işletmecileri bu ihaleyi nasıl almış? İhaleye başka kimler katılmış? Hiç kimse, sen ben bizim oğlan dedik ya. Sadece bir şirket katılmış ve ilan fiyatı ile ihaleyi almışlar. Hem de on yıllığına. Ne güzel değil mi? Aynen iktidarın ihaleleri gibi.
Eş dost kapitalizmi deniyor buna. İktidar ile muhalefetin ortak modeli. Öyle olmasa, şimdi CHP İl ve ilçe örgütü, milletvekilleri ile birlikte ortalığı ayağa kaldırmaz mıydı?
Çeşme Belediyesine ait Port Otel’in on yıllık sözleşmesi birkaç ay sonra bitiyor. Bakalım bu defa başka şirket de ihaleye katılacak mı? Aynı şirket mi alacak yine, yoksa İstanbul’dan bir talip mi gelecek?
Profesyonel siyaset bir süredir hazine yağması mücadelesi şeklinde sürüyor. Kim daha fazla pay koparacak, kim daha fazla yandaş kayıracak ve besleyecek? Yani memleket Mehter Marşı ile mi satılacak, Onuncu Yıl Marşı ile mi? Mücadele bunun üzerine yani.