|
Tweet |
“İktidar, şehri verimli kılmak için bir planımız var dediğinde, o şehir ölmeye başlar” diyor Sosyolog Richard Sennet. Yaşadıklarımızın çok veciz bir ifadesi. Birçok şehrin başına gelen bu, ama özellikle Çeşme’deki durumu daha iyi açıklayan bir söz.
Çünkü hem merkezi iktidar hem yerel iktidar, bir süredir Çeşme’yi verimli kılmak istiyor. Kimisi bunu “marka kent” olarak ifade ediyor, kimisi “Çeşme’yi Cannes yapacağız” derken bazıları da “turizm merkezi yapacağız” diye ifade ediyor niyetini.
Hem Saray iktidarının hem yerel iktidarın Çeşme hakkındaki niyet açıklamalarını duydukça, aklıma hep Tecavüzcü Çoşkunfilmleri aklıma geliyor nedense. O filmlerde tecavüzcüler, filmin başrol oyuncusu güzel kadına tecavüz ederler illa ki. Sonra bildik bir replik gelir. “Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla.”
Oysaki tecavüzcünün elde etmek istediği, zaten vücuttur, ruh değil ki. Ancak tecavüzcüler bedene sahip olur, hazını alır, ama ruha da zarar verirler. İşte şehirlerimizin durumu bu.Literatürde buna “kent suçu” deniyor.
Bu yazı dizisinin ilk dört bölümde anlatmaya çalıştık, kıyı ve koy tecavüzlerini. Rezidans aracılığıyla koy tecavizlerini. Ayrıca adrese teslim imar planları ve kaybolan kamu arazilerini anlatmaya çalıştık.
Çeşme Belediyesi tarafından Alaçatı’daki 2,5 milyar değer biçilen arsa, Alataş’a devredilince ister istemez, duyarlı Çeşmeliler endişelendi. Bunu sadece AKP ve MHP’li siyasetçiler dile getirdi, konumları gereği ama CHP’lilerin sesinin pek çıkmaması, kutuplaşma ürünü. Aslında yüksek sesle söyleyemiyorlar ama aralarında söyleniyorlar.
Zaten Çeşmeliler söylemez, söylenir diye daha önce birkaç kez yazı yazmıştık.
Bu rahatsızlıkta en önemli kaygı, bu arsanın devredildiği Alataş’ın bugüne kadar ki şaibeli işleri ve daima kamuyu zarara uğratacak girişimleri. Bu şirketin denetiminde olan mülk ve şirket hisselerinin kamu yararına değil, kişisel ilişkiler ve rant hesapları ile heba olduğu o kadar çok olay var ki. Bunlara örnekler verdik.
Yine YÇeşme Belediye bürokrasisi ve şirket yönetimlerine İstanbul’dan atamalar yapılmasını MHP ve AKP’liler aleni eleştirirken, CHP’liler aralarında, “bu kadar da olmaz ki” demeyi tercih ediyorlar. Alataş Yönetim Kurulu Başkanlığına İstanbul’da yaşayan birinin atanması da, öne çıkan eleştiriler arasında.
Özellikle MHP’li ve AKP’li siyasetçiler, “Çeşmeli bir kişi bulamadınız mı?” anlamlı bir soru da soruyorlar. Haklılar ama ben onlara şunu sormak isterim, “Alataş, Belediye mülklerini sihirbaz gibi yok ederken, gecekondu fiyatına villalar satarken, Belediyeye ait Port Otelini, Port Alaçatı yöneticilerine on yıllığına, al gülüm ver gülüm usulü ile kiraya verirken, Alataş’ın yöneticileri Çeşmeli değil miydi?
Çeşmeyi korumak kolay değil. Çünkü kutuplaşma nedeniyle kamuoyu ikiye bölünüyor ve kol kırılır yen içinde kalır anlayışı ile Çeşme’nin kolu kanadı kırılıyor. Tepkiler siyasi parti konumuna göre veriliyor. Kimseye yaranmaya ihtiyaç duymayan aydını yok gibi Çeşme’nin.
Diğer önemli bir sorun da Çeşme’yi “verimli kılmak için bir planımız var” diye ortaya çıktıklarında, Cumhur İttifakı ile CHP’li yerel yöneticiler bir anda mutabakat sağlayabiliyorlar. Bazı holdiglere ve inşaat firmalarına ait arazilerin imara açılmasında Mecliste mutabakat oluşuverdi mesela. Daha da önemlisi Çeşme’nin Kanal İstanbul’u olan Yeni Çeşme Projesi girişimlerini CHP’li vekiller ile belediye başkanlarının sempati ile karşıladıklarına ilişkin mesajları gördük.