|
Tweet |
Gazeteci Murat Ağırel’in “Parsel Parsel” adlı kitabını bilirsiniz. Dönemin Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Fetö cemaatine aktardığı kamu arazilerini anlatıyordu bu kitapta. Esin kaynağı ise eski TBMM Başkanlarından Bülent Arınç’ın ifadesi idi. Arınç, Gökçek’i kastederek, “Ankara’yı parsel parsel Fetö’ye peşkeş çekti” diyordu.
Hiçbir savcı, Bülent Arınç’ı davet edip de, ifade almadı. Oysa çok ciddi bir iddia ve ihbardı.
Bir süredir memleketim Çeşme de, bu türden girişimlerin konusu. Yani parsel parsel yeni imarlar, parsel parsel satışlar ve parsel parsel ruhsat değişiklikleri ile hep gündemde. Çeşme Projesi mahkemeden döndü, şimdi Yeni Çeşme Projesi ısıtılıyor Saray ve CHP’li belediyeler işbirliğinde.
Port Alaçatı, kentleşme tarihinde yaşanan en kötü tecrübelerden biri olarak tarihe geçti. Belediye öncülüğünde, yerel kalkınma projesi olarak başlayan girişimde çok miktarda hazine arazisi tahsis edildi ve ayrıca bazı şahıs arazileri de bu proje kapsamına alındı.
Şimdi Port Alaçatı sayesinde kaç Alaçatılı orada mekan sahibi oldu? Bir iki bahçıvan ve güvenlik görevlisi dışında orada çalışan Alaçatılı var mı? Peki, on binlerce metre hazine arazisi ne oldu? Buradaki evlerde kimler kalıyor? Port’un hisseleri ne oldu? Belediyenin payı ne? Şirketin ve belediyenin villaları kaç parayla ael değiştirdi?
Çeşme, hem merkezi hükümetin hem de belediyelerin ilgi odağı bir yer. Çünkü bir karar ve imar değişikliği ile milyarlarca liralık rant üretebiliyorsunuz. Bunu Kiraz’da, Bayındır’da, Kınık’ta yapamazsınız. Onun için Çeşme arazileri profesyonel siyasetçiler, müteahhitler ve diğer sermaye gruplarının rüyalarını süsleyen yerler.
Bu nedenle inşaat dışında üretim hedeflemeyen sermaye grupları ile buradaki rant kapasitesinden pay almak isteyen siyaset, bazen çarpışarak ama çoğu zaman da anlaşarak Çeşme’nin üstüne çullanıyorlar. Çeşme Projesi İttifakı tekrar canlanıyor biliyorsunuz. Geçen dönem olduğu gibi, yine Büyükşehir Belediye Başkanı ve Çeşme Belediyesi, iktidara göz kırpmaya başladılar.
Gelelim son olaya. Çeşme’deki son Meclis toplantısı, medya ve kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Bu kadar çok haber ve yoruma neden olmasında iki boyut öne çıktı. Birincisi, Çeşme Belediye Başkanının, muhalefet meclis üyelerinin sözlerine karşılık verdiği cevaptı. “Bırakın sizden öneri almayı, size söz vermem bile bir ödül” sözü, hiçbir mazeret ile kabul edilemezdi.
Nitekim bu sözler sadece MHP’lilerin değil, CHP’lilerin bir bölümünün sessiz de dile getirseler tepkisine yol açtı. Kutuplaşma ortamında oluşan particilik sonucu, bu konuşmayı MHP’lilere had bildirmek olarak alkışlayanlar da az değil tabi.
Ben lise yıllarımdan beri, MHP karşıtı bir siyasallaşma içinde oldum. Halen de öyleyim. Hatta CHP, MHP’li ve Cumhuriyet karşıtı Ekmelledin’i aday gösterinde Selahattin’e oy vermiştim. Ancak toplantı videosunu izledim. MHP’li üyeler oldukça medeni üslup ve tavırla, her sağduyulu Çeşmelinin sorması gereken soruları sordular ve endişeleri dile getirdiler. Ne bağırıp çağırma vardı ne de hakaret.
Peki, bu gerilime neden olan ikinci konu neydi? Alaçatı’da sahilde yer alan ve Belediye mülkü olan 17 bin metrekare arsanın, belediye iştiraki olan Alataş şirketine devri ve bunun yöntemi tartışmaya neden oldu.
Piyasa değeri 2,5 milyar olarak ilan edilen bu arsa, Alataş’a devredilerek bir sermaye grubunun buraya otel yapması niyeti açıklandı. “Nitelikli turist getirecek bir işletme” diye tarif edildi bu devir.
Arazinin şirkete devri, piyasa güçleri için bazı kolaylıklar sağlıyor. Her şeyden önce, şirketlerin kar ve zararının hesabını kimse sormuyor. Oldukça esnek bir Sayıştay denetimi. O da düzenli değil ve hatta ilçe belediye şirketleri çoğu zaman denetlenmiyor bile. Yoksa Alataş’ın Port Alaçatı’da kamuya verdiği zararın haddi hesabı yok.
Şirket marifetiyle arsayı pazarlamak, ihaleyi Belediye yönetiminin tercih ettiği usul ve şartlarla yapmasına olanak veriyor. Yani istenirse adrese teslim olabiliyor.
Diğer eleştiri konusu olan hususlardan biri, Alataş (ve tabi ki Çeştur) yönetim kurulu başkanlığına İstanbul’da ikamet etmekte olan, bir partilinin getirilmesi.
Şimdi bizim mahalleden (laik mahalle) şöyle gerekçeler duyabiliriz. Canım AKP’li ve MHP’li belediyeler de bunları yapmıyor mu? Yapıyor. Peki, onaylıyor muyuz yoksa eleştiriyor muyuz?
Daha önceki Belediye Meclis toplantısında, Çeşme Kiralık Sosyal Konut Projesi ve birçok imar değişikliği, hep oybirliği ile onaylanmıştı. Bu önemli bir detay. Hatta eleştiriye muhtaç bazı imar planları ve imar değişikliklerinde bu muhalefetin yapılmaması da büyük eksiklik.
Bazı holdinglere ve müteahhitlere ait arazilerin arsaya dönüşmesi de pek tartışılmadı maalesef. Turizm imarlı alanlarda başlayan büyük inşaatların, bitme aşamasında rezidansa dönüşmesi de.
Her türlü satışı ve imar değişikliğini turizm ideolojisi ile meşrulaştırma alışkanlığı maalesef hem iktidarın hem de muhalif belediyelerin kullandığı bir yöntem. Turistik tesis yapılacak diye, kıyı kenar kanunu ihlal edilemez. Turizm olacak diye Çeşmeyi Çeşme yapan koylar, beton yığınına dönüştürülemez. Bunlar şehircilik ilkelerine uyan şeyler değil.
Hemen her Meclis toplantısında beş altı arsanın satış kararı da alınıyor dikkat ederseniz. Bu da normal değil.
Bir şehir inşaat ve otelle gelişmez, sadece ondan nemalanan sermaye ve siyasetçiler bu propagandayı yapar. Şehre değer katan ve orayı yaşanılır kılan yerleri ve mekanları, sadece rantdeğeri üzerinden algılayan bir anlayış ile sürdürülebilir bir kalkınma mümkün değildir.
NOT: Yazı uzadı, örnekler ile devam edeceğim.