Çocuklar toplumun yarınını temsil eder. Şu an o yarın ağır bir kuşatma altında. Gençleri korumaktan aciz, onlara onurlu bir gelecek sunamayan bir yapının çöküşü yaşanıyor. Bu tabloyu rastlantısal olaylar bütünü saymak büyük bir yanılgı. Karşımızdaki durum, koca bir neslin kazanç hırsı uğruna sistemli feda edilişidir. Çocuklar insan olmaktan çıkarılıp üretim döngüsünde birer araç haline getirildi. Yerleşik düzenin kâr odaklı çarkları dönerken, savunmasız bedenler bu dişliler arasında eziliyor. Toplumsal vicdanın en derin yarası olan bu çürüme, sarsıcı bir gerçekle yüzleşmemizi şart kılıyor.
Yaşam hakkını savunma sorumluluğu koca bir boşluğa dönüştü. Çocuklar parklarda, okul önlerinde, evlerinde hayattan koparılıyor. Bir çocuk kendi sokağında bakkala giderken ailesinin yüreği ağzına geliyorsa, o mahallede huzur bitmiştir. Yaşam hakkının tesadüfe bağlandığı bu ortamda, sistem en temel görevinde sınıfta kaldı. Her konuda sıfır aldınız. Çocukların güvenle yürüyemediği bir yerde medeniyetten söz etmek imkansızdır. Üretim araçlarını elinde tutanların hayatı korunurken, yoksul çocukları bu sınıfsal şiddetin açık hedefi haline geliyor.
Adalet mekanizması trajedinin en zayıf halkası. Sayfalarca suç kaydı olan failler, yasal boşluklarla aramıza karışıyor. Bu durum şiddeti ödüllendiren bir iklim yaratıyor. Cezasızlık kültürü suça meyilli olanlara gizli bir onay veriyor. Katil dışarıda elini kolunu sallayarak gezerken, mağdur ailesinin adalet arayışı cevapsız kalıyor. Adalet terazisi bozulduğunda şiddet toplumun rutini olur. Caydırıcı olmayan cezalar çocukları daha büyük bir tehlikenin içine atıyor. Hukukun üstünlüğü sarsılıyor, geriye sadece derin bir güvensizlik ve korku kalıyor. Adaletin yerini bulmadığı her vaka, toplumsal öfkeyi büyütürken vicdanları biraz daha karartıyor.
Eğitim ve sömürü ilişkisi meselenin en karanlık tarafı. Mesleki eğitim adı altında çocuk emeği fabrikalara ucuz iş gücü olarak sunuluyor. On dört yaşındaki çocuklar okulda olması gereken yaşta ağır makinelerin başında can veriyor. İş cinayetlerinde kaybedilen fidanlar bu sömürü mekanizmasının ürünüdür. Kâr oranları artsın diye çocukların yaşamı riske atılıyor. Ölümler "kaza" denilerek geçiştiriliyor. Çocuk kanıyla dönen üretim çarkları insani değerleri yok ediyor. Kazanç uğruna fiziksel ve ruhsal sağlığın hiçe sayılması bu düzenin vahşi yüzüdür. Eğitim hakkı, sermayenin ucuz iş gücü ihtiyacına kurban ediliyor.
Gençliğin ruhunu çeteleşme ve uyuşturucu sorunu kemiriyor. Sosyal medyada pompalanan suç içerikleri geleceksiz gençleri karanlık dünyalara çekiyor. Umudu elinden alınan gençler çetelerin tetikçisi haline geliyor. Şiddet bir güç gösterisi olarak pazarlanıyor. Gelecekten beklentisi kalmayan genç çareyi suçun sahte otoritesinde aramaktadır. Bu şiddet estetiği çocukları suç makinesine dönüştürürken, denetim mekanizmaları sadece izliyor. Gençlerin bilimden ve sanattan koparılıp bu sarmala itilmesi çöküşün en acı aşamasıdır.
Sosyal devlet yapısı felç oldu. Çocukları koruması gereken mekanizmalar piyasa mantığına kurban edildi. Ekonomik krizin faturası çocukların beslenmesine ve eğitimine kesildi. Okuldan kopan her çocuk sokağın ve suçun kucağına düşüyor. Ruhsatsız silahların kolayca satıldığı bir ortamda yaşam pamuk ipliğine bağlı. Önleyici hizmetlerin yokluğu felaketlere zemin hazırlıyor. Kurumlar çocukları koruyamadığı her an bu ağır yükün altında eziliyor. Denetimsizlik sokakları mayın tarlasına çevirdi. Refahın adaletsiz dağılımı en çok çocukları yoksullaştırdı. Sağlıklı gıdaya ve kaliteli eğitime ulaşamayan bir nesil, en baştan yarışın dışına itiliyor.
Bu durum toplumsal bir vicdan sınavıdır. Çocukların geleceğe dair umudunu yitirmesi bir halkın başına gelebilecek en büyük felakettir. Binaların yüksekliğiyle övünürken o gölgelerde sömürülen çocukları görmezden geliyoruz. Bu körlük bizi yok oluşa sürüklüyor. Vicdanın sesini kısmak suçluların işine yarar. Her suskunluk yeni bir cinayete, her ihmal yeni bir istismara kapı açar. Çıkarları insan hayatının önüne koyan bu mantık toplumun köklerini kurutuyor. Çocukların hayallerini yıkan bir sistemin ayakta kalması mümkün değildir.
Bu sömürüye ve ihmal sarmalına dur demezsek yarınımızı tamamen kaybedeceğiz. Çocukların gözyaşı üzerine kurulu bir düzenin geleceği yoktur. Bu enkazı kaldırmak ve çocukların güvenle uyuyabileceği bir dünya inşa etmek zorundayız. Bir ülkenin gelişmişliğini binalar gösteremez; asıl ölçüt çocukların neşesi ve onlara sunulan imkanlardır. Koruyamadığımız her çocuk aslında kaybettiğimiz geleceğimizdir. Sömürüsüz bir düzen inşa edilene kadar bu gerçekle yüzleşmek ve bu düzeni değiştirmek zorundayız. Her bir çocuk, özgür ve onurlu bir yaşamın temsilcisi olmayı hak eder.
TOPLUMSAL VİCDAN KARNESİ:
TÜM DERSLERDEN SIFIR ALDINIZ!
Türkiye'nin Çocuk ve Gençlik Karnesi Şöyledir:
• Yaşam Hakkını Savunma: 0 (Çocuk cinayetlerini önlemede tam başarısızlık)
• Cezasızlıkla Mücadele: 0 (Suçluyu koruyan, kurbanı yalnız bırakan yargı sistemi)
• Eğitim ve İş Güvenliği: 0 (MESEM ile çocuk işçiliğinin yasallaşması ve iş cinayetleri)
• Suçla Mücadele (Çeteleşme): 0 (Gençlerin mafya özentisine ve suça sürüklenmesine seyirci kalma)
• Sosyal Devlet ve Koruma: 0 (İstismarı ve şiddeti gerçekleşmeden durduramama)
• Bireysel Silahlanma Kontrolü: 0 (Ruhsatsız silahların sokakları ele geçirmesi)
Çocukların hayatını koruyamayan, onları sömürüye ve şiddete mahkûm eden bu yapı, sınıfta kalmıştır.