Bazen bir kentin geleceğini birkaç satırlık resmi yazılar belirler. Bir imza, bir mühür… Ve işte o satırların arkasına gizlenen büyük oyunlardan biri geçtiğimiz aylarda Çeşme’nin kapısını çaldı. “Ballı takas” dediler adına; öyle tatlı, öyle masum bir kelime seçtiler ki içinde saklanan tuzağı fark etmek isteyen gözler dahi tereddüt etsin.
Ama Çeşme’nin deniz kokusuna, rüzgârına, zeytin ağacına sevdalı insanlar bu tuzağı gördü. İlk olarak Çeşme Çevre Derneği ses verdi. Belgeleri ortaya koydu, sorularını sordu, kamuoyuna duyurdu: “Bu arsalar böyle değerlenemez. Bu fiyatlar gerçek olamaz. Burada yetimin hakkı, kamunun hakkı vardır.”
Bir Dükkan – Bir Arazi: Adaletsiz Takas
Hikâyenin özü basit ama çarpıcı: Malatya’da yapılan 187 dükkân karşılığında, Türkiye’nin dört bir yanından toplam15 adet Hazine parseli özel bir şirkete devredilmek istendi.
Bu parseller arasında en kıymetlileri İzmir’in turizm cenneti Çeşme’deydi. Tam dört parsel, üstelik denizi gören ve “kupon” diye anılan değerli araziler… Toplam büyüklükleri 87 bin metrekareyi buluyordu.
Şimdi düşünün: Çeşme’nin Alaçatı’sında, Sakarya’sında, 16 Eylül Mahallesi’nde yer alan bu dört parselin gerçek piyasa değerine karşılık, sadece Malatya’daki 187 dükkânı değil, belki bir 187 dükkân daha satın almak mümkündü. Yani Hazine’ye ait araziler öyle düşük fiyatlara biçildi ki, devletin kasasından halkın cebinden milyarlarca lira buharlaşıyordu.
Meclis’e Yansıyan Ses
Çeşme Çevre Derneği’nin çığlığı yalnız Çeşme sokaklarında yankılanmadı. Ses, Meclis kürsüsüne kadar ulaştı. CHP Manisa Milletvekili Ahmet Vehbi Bakırlıoğlu, TBMM’de yaptığı konuşmada işlemi “büyük bir peşkeş” olarak nitelendirdi. O sözler aslında halkın vicdanına tercüman oldu.
Savcılığa Giden Yol
Dernek bununla da yetinmedi. Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Suçun adı açıktı: Nitelikli dolandırıcılık. Çünkü bu sadece bir muhasebe hatası, bir yanlış değerleme olamazdı. Bu, kamunun malını birilerine devretmek için hazırlanmış sistematik bir kurguydu.
Geri Adım ve İptal Kararı
Toplumun vicdanı ayağa kalktı, hukuk devreye girdi ve makamlar daha fazla sessiz kalamadı. Önce Malatya’daki rezerve alan işlemi iptal edildi. Böylece zincirin en zayıf halkası koptu. Ama iptal yalnızca orada kalamazdı. Çünkü zincir kırıldığında, bütün bağlar geçersiz olur.
Bugün sorulması gereken soru çok nettir: Eğer Malatya’daki dükkânlar üzerinden kurulan bu takas bozulduysa, Çeşme’deki 87 bin metrekarelik dört kıymetli arsa nasıl olur da hâlâ devrin konusu olabilir? O arsalar derhal Hazine’ye geri dönmeli, halka iade edilmelidir.
Sonuç: Halkın Malı Halkındır
Bu mesele, sadece birkaç arsanın öyküsü değil. Bu mesele, kamunun malı kimin malıdır sorusuna verilen cevaptır. Eğer bugün bu cevabı “birkaç şirketindir” diye verirsek, yarın hiçbir kıyımız, hiçbir dağımız, hiçbir zeytinliğimiz güvende olamaz.
Çeşme Çevre Derneği’nin uyarısı, Bakırlıoğlu’nun Meclis’teki çıkışı, savcılığa verilen suç duyurusu… Hepsi bize şunu hatırlatıyor: Vicdanın sesi bazen geç duyulur ama asla susturulamaz.
Ve unutmayalım: O arsalar sadece taş toprak değil; gelecek nesillerin nefesi, çocukların hakkı, halkın ortak mirasıdır.