Bugun...
SON DAKİKA

ÇEŞME’DE SİYASET-3

 Tarih: 31-08-2025 22:24:00  -   Güncelleme: 31-08-2025 23:12:00
ENGİN ÖNEN

Birkaç gündür yazma fırsatım olmadı. Araya başka telaşlar girdi. Daha önce paylaştığımız iki bölüme yönelik bir ilgi olduğuna tanık oldum. Bunların çoğunluğu pozitif destek niteliğindeydi. 

Bazı okur ve dostlar, ek bilgiler paylaşırken, bazıları da bunu daha detaylı ve uzun yazmam gerektiğini ifade etti. Bu aynı zamanda dostlarla bir sohbet gibiydi. Dolayısıyla beni de besleyen yanları oluyor böyle olunca. 

Aydın Korkmaz, 1965’de Çeşme’de TİP kuruluşundan ve seçimlere girdiğinden söz etti. Bu detay bende bilgi olarak yok. Araştırmaya koyuldum tabi. Cumhuriyet’in ilk dönemlerindeki Halkevi ve Halk Odası örgütlenmesinin yetmişli yıllarda sol bir anlayışla tekrar örgütlemeye başladığını biliyoruz. 

Alaçatı’daki Halk Odası girişimi ve faaliyetlerinden haberdarım ama Çeşme’deki Halkevi kuruluş ve faaliyetlerini bilmiyorum. Bilmek zorunda da değilim ama böyle bir değerlendirme yazısı yazıyorsam, bu da benim için öğrenmem gereken bir konuya dönüşüyor. 

Alaçatı’dan sanırım, Hülya Keskin, geçen yazımızın altında, “Hocam bu konuyu bilmiyorsun, yanlış bilgiler veriyorsun, sen yazma, bu konuları Ömer Önal yazsın” diye bir yorum yapmış. Tabi üslup, yazanın sorumluluğundadır ama bu üslupla tepki göstermese de Hülya hanımın itirazını merak edenler olmuş olabilir. 

Öncelikle yazıp yazmama hakkımı herhangi bir kişiye devredemem. Bu benim karar vereceğim bir konu. Öte yandan benim yazmış olmam, Ömer Önal veya başka bir kişinin yazmasına engel oluşturmuyor. 

Nitekim ben, Alaçatı hakkında bir kitap yazdım. Çeşitli araştırma ve gözlemlere dayanarak. Benden önce Nedim Atilla, Mehmet Culum, İsmail Gezgin yazmıştı. Benden sonra Ömer Önal da anılarını içeren Alaçatı kitapları yayınlamıştı. Bunda sorun yok. Hepsini okuyorum. 

Bir gün, bölge tarihi hakkında en çok yayın yapan arkeolog arkadaşım İsmail Gezgin ile Alaçatı ve bölge tarihi hakkında görüşürken, bana, “Engin sen sosyologsun ve buralısın, senin mutlaka yazman lazım” demişti. Bu uyarı bende etkili oldu doğrusu. Sosyolojik açıdan Alaçatı’nın tarihi ve son dönem dönüşümü çok ilginç bir konuydu. 

Ondan sonra çeşitli araştırmalar yapmaya giriştim. Benden önceki kitap ve makalelerin bazılarında bilgi hatalarına rastladım tabi ki. Ama hiç kimseye sen yazma demedim. Haddime değil.

Mesleğimi çok seven biriyim ben. Maalesef koşullar bir hayli erken bırakmaya zorladı beni. Araştırmama engel yok emekli olarak ama dersleri özledim haliyle. Öğrenciler ile dersliklerde ve sahada birlikte olmayı özlüyorum, sıkça rüyama girecek kadar.

Yirmi yıl kadar süreyle “Yöntem ve Araştırma Teknikleri” dersi verdim, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde. Yine çok sayıda araştırmayı içeren yüksek lisans ve doktora tezi yönettim. 

Sağlam bilgiye ulaşmanın yoları hep gündemdeydi. Çünkü sosyal ve siyasal hayat çok karmaşıktır, önyargılarımız ve sağduyu bilgisi, araştırmada en önemli risklerdir. Buna ilişkin çok örnek kullanırdım ama bunlardan biri şuydu: Antropolog Malinowski, geçen yüzyıl başlarında, ilkel toplumları incelemek için, aylarca onları gözlemler. Her gün onların yaşam tarzları, işbölümü ilişkileri ve aile yapıları hakkında gözlemlediklerini not eder. 

Bir gün iki kabile bir alanda buluşurlar. Malinowski merakla olayı inceler. Erkeklerden oluşan kabile toplulukları belli bir mesafede karşılıklı durular. İçlerinden birer kişi öne çıkar ve bir birlerine ok ve mızrak verip dağılırlar. Araştırmacımız, bu olayı, “birbirlerine hediye verdiler” şeklinde not eder. 

Ama ertesi günü bu iki kabilenin aynı yerde buluşup, savaşa tutuştuklarını görünce, bir gün önceki notunu değiştirir. “Mızrak ve ok vermek, savaş ilanıymış.”

Bilgi peşinde koşan araştırmacı, elde edeceği bilginin güvenilir ve geçerli olması için, belli kurallara uymak zorundadır. Ama elde ettiği bilginin mutlak olmadığını ve aksi yönde veriler karşısına çıkınca bunu değiştirmeyi baştan kabul eder. 

Bu nedenle Hülya Keskin’e, “lütfen yanlış bilgiyi de yazın ki, düzeltme olanağımız olsun” dedim. Olamaz mı, olabilir tabi ki. Daha sonra kendi sayfasında bir fotoğraf paylaşıp, benim de adımı anarak, ilgili tarihte Çeşme ve Alaçatı Belediye Başkanlarının ikisi de CHP’liydi yazınca, yanlış bilgi dediği konuyu anlamış oldum.

Çünkü ben, AP’nin yükselişi olan 1963 seçimlerinde, Alaçatı’da AP’nin ama buna karşın Çeşme’de CHP’nin yerel seçimleri kazandığını ifade etmiştim. Bu fotoğrafı göstererek de yanıldığımı göstermek istemiş.

Ben bu olayı hem Alaçatı kitabımda hem de bir gazete köşe yazımda da açıklamıştım. Evet, 1963 seçimlerini Alaçatı’da AP kazanmıştı. CHP adayı Fehim Keskin ise ikinci olmuştu. Ancak, burası çok önemli, Hüseyin Bayır, Petrol Ofisi bayisi olduğu ve Alaçatı Belediyesi ile petrol temini için sözleşmesi olduğu için, CHP’nin itirazı üzerine, YSK tarafından Başkanlıktan düşürülmüş ve yerine seçimde ikinci olan aday Başkan olmuştur. 

İşte Hülya hanımın paylaştığı fotografın arka yüzü de bu. Ben bu bilgiyi hem resmi kaynakları inceleyerek hem de o dönemin tanıkları ile görüşerek elde ettim. Bu bilgi yanlış ise o zaman başka bir açıklamaya ihtiyaç bulunmaktadır. 

Neyse biraz uzattım. Hocalığı özlüyorum dedim ya. 

Ama sosyolog olarak, bu olay hakkında şu yorumu yapmalıyım. Demek ki, o dönemde YSK, bir kurum olarak herhangi bir otoriteye göre hareket etmiyor ve kuralları uyguluyormuş. 

Alaçatı’da bununla ilgili başka örnekler de var. Onlar da gelecek bölümde. Bölümleri uzatıyorum. Çünkü patron Selma Artar, bölüm başına ödeme yapıyor.  

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI