escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...
SON DAKİKA

18 Mart: Çanakkale’nin Hatırlattığı Bağımsızlık Ruhu

 Tarih: 17-03-2026 20:35:00
ESEN GÖKTOĞAN

18 Mart, yalnızca bir askeri zaferin yıldönümü değildir. Çanakkale’de kazanılan zafer, bu topraklarda yaşayan halkın emperyalist müdahalelere karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin en güçlü simgelerinden biridir. O gün Çanakkale Boğazı’nı geçemeyen donanmalar yalnızca askeri bir engelle değil, Anadolu’nun kararlılığı ve direnciyle karşılaştı.

1915 yılında dünyanın en güçlü donanmalarından oluşan büyük bir saldırı gücü, Çanakkale Boğazı’nı zorlayarak İstanbul’a ulaşmayı ve Osmanlı’yı savaş dışı bırakmayı hedefliyordu. Bu girişim aynı zamanda Anadolu’nun ve bölgenin emperyalist güçler tarafından paylaşılmasının bir adımıydı. Ancak 18 Mart günü bu plan bozuldu. Boğaza giren zırhlılar ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı ve böylece tarihin akışını etkileyen büyük bir direniş ortaya çıktı.

Çanakkale’de savaşanların büyük bölümü Anadolu’nun yoksul köylerinden gelen gençlerdi; emekçi ailelerin çocuklarıydı. Çiftçiler, öğrenciler, işçiler… O cephede verilen mücadele yalnızca bir askeri savunma değil, aynı zamanda bir toplumun var olma iradesinin ifadesiydi. Bu nedenle Çanakkale, yalnızca askeri bir başarı olarak değil, bağımsızlık fikrinin halkın iradesiyle nasıl güç kazandığını gösteren tarihsel bir deneyim olarak da görülmelidir.

Çanakkale’de ortaya çıkan bu ruh, birkaç yıl sonra verilecek olan kurtuluş mücadelesinin de temelini güçlendirdi. Emperyalist müdahalelere karşı verilen bu direniş, bağımsız bir ülke kurma düşüncesinin mümkün olduğunu gösterdi. Bu yönüyle 18 Mart, yalnızca bir savaşın tarihi değil; aynı zamanda bağımsızlık fikrinin toplumsal hafızada kök saldığı önemli bir dönüm noktasıdır.

Ancak bugün bu tarihe bakarken sormamız gereken önemli bir soru vardır:

Çanakkale’de ortaya çıkan bağımsızlık ruhunu bugün ne kadar taşıyabiliyoruz?

Aradan geçen yıllar içinde dünya değişti, güç dengeleri değişti. Ancak emperyalist rekabet ve savaşlar ortadan kalkmadı. Aksine, bugün bölgemizde ve dünyada yeni çatışmaların, yeni gerilimlerin yaşandığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir ortamda ülkelerin en büyük güvencesi, bağımsız bir siyasal iradeye sahip olmalarıdır.

Çanakkale’nin bize bıraktığı miras tam da burada önem kazanır. O mücadele, büyük güçlerin çıkar savaşlarının parçası olmadan kendi kaderine sahip çıkabilen bir halkın direnişini temsil eder. Bu nedenle bugün yapılması gereken şey, o bağımsızlık ruhunu yalnızca geçmişte kalmış bir hatıra olarak görmek değil; yeniden güçlendirmek ve yeniden ayağa kaldırmaktır.

Bu aynı zamanda emperyalist güçlerin yürüttüğü savaşların parçası olmamak anlamına gelir. Bir ülkenin gerçek bağımsızlığı, başka güçlerin askeri ve siyasi bloklarının içinde konumlanarak değil; kendi halkının çıkarlarını esas alan bağımsız bir politika izleyebilmesiyle mümkündür.

Bugün yaşanan bölgesel gerilimler de bu gerçeği açık biçimde ortaya koymaktadır. Orta Doğu’da yaşanan savaşlar ve özellikle İran merkezli gerilim, bölgede bulunan askeri üslerin ve askeri ittifakların ülkeleri nasıl doğrudan hedef haline getirebildiğini gösteriyor. NATO üslerine ev sahipliği yapan ülkelerin bir anda büyük güçlerin hesaplaşmasının parçası haline gelmesi, bu askeri yapılanmaların çoğu zaman bir güvenlik kalkanı değil, tam tersine ciddi bir risk oluşturabildiğini ortaya koymaktadır.

Üstelik tarih ve güncel gelişmeler bize başka bir gerçeği daha göstermektedir: Büyük güçler kendi çıkarları söz konusu olduğunda müttefiklerini korumak konusunda her zaman aynı kararlılığı göstermemektedir. Emperyalist güçlerin yürüttüğü savaşlarda, bu ittifakların parçası olan ülkelerin çoğu zaman yalnız bırakıldığı ve bedelin o ülkelerin halkları tarafından ödendiği defalarca görülmüştür.

Bu nedenle bağımsızlık meselesi yalnızca bir tarih tartışması değildir. Aynı zamanda bugün nasıl bir dış politika izleneceği, hangi ittifakların parçası olunacağı ve ülkenin hangi çıkarlar doğrultusunda hareket edeceği sorusuyla doğrudan ilgilidir.

Çanakkale’nin hatırlattığı bağımsızlık anlayışı, başka güçlerin savaşlarının parçası olmamak demektir. Komşu ülkelerin toprak bütünlüğüne saygı göstermek, bölgesel barışı savunmak ve halkların birbirine düşman edilmesine karşı çıkmak da bu anlayışın temel parçalarıdır.

Bu nedenle “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi yalnızca geçmişte söylenmiş bir söz değildir. Bu ilke, bağımsız bir ülkenin dünyaya bakışını ifade eden güçlü bir siyasal tutumdur. Kendi ülkesinde barışı savunan bir anlayışın, dünyada da barışı savunması gerekir.

Bugün Çanakkale’nin hatırlattığı en önemli sorumluluklardan biri de budur. Bağımsızlık yalnızca sınırları korumak değildir; aynı zamanda ülkeyi büyük güçlerin savaş politikalarının dışında tutabilmektir.

Çünkü tarih bize şunu gösterir:

Bu topraklarda elde edilen en önemli kazanımlar, halkın kararlılığı ve ortak iradesi sayesinde mümkün olmuştur.

Çanakkale’nin hatırlattığı gerçek tam da budur.

Bir ülkenin gerçek gücü, yalnızca ordularında ya da silahlarında değil; kendi geleceğine sahip çıkan bir halkın bağımsızlık iradesinde yatar.

18 Mart’ı anlamlı kılan da işte bu tarihsel derstir. Çanakkale’yi yalnızca bir zafer günü olarak değil; bağımsızlık, barış ve halk egemenliği fikrinin güçlü bir simgesi olarak hatırlamak ve bu sesi bugün daha gür biçimde yükseltmek hepimizin sorumluluğudur.

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI