Hakim Nihat Tınaz Alaçatı’nın yetiştirdiği önemli değerlerden biriydi. Sessizliğiyle konuşan, bakışıyla selam veren, kelimeleri seçerek kullanan bir zarafet timsaliydi. Alaçatılıydı. Ataları Arnavutluk’tan göç etmiş, kökleri derin, ailesi genişti. Babası Abdullah Tınaz’ı terzi dükkânımda tanıdım. Kumaş seçer, elbise diktirir, işini bilir, sözü ölçülü bir insandı. Ailenin çocukları okula gider, hayat yavaş ama sağlam adımlarla akardı.
Nihat Tınaz, Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirerek hâkim oldu. İzmir’de ve ülkenin farklı yerlerinde görev yaptı. En uzun duraklarından biri Karaburun’du. Adalet dağıtırken gösterişten uzak, vicdanla yol alan bir hukuk insanıydı.Karaburun’da görevliyken Alaçatı’ya sık sık gelirdi. Terzi dükkânımın önünden geçerken başını hafifçe sallaması, kelimelere ihtiyaç duymayan bir selamlaşmaydı.
Yıllar sonra kitapçı dükkânımı açtığımda emekli olmuştu ve en sadık müşterilerimden biri hâline geldi. Çok okurdu. Kitapları yalnızca tüketmez, onlarla düşünürdü. “Ömer,” derdi bazen, “senin bu dükkân kadar benim de kitaplığım var.”
Sohbetlerimiz edebiyatla başlar, tarihle derinleşir, felsefeyle sessizleşirdi. Alaçatı’yı bir tarihçi titizliğiyle, bir bilge sakinliğiyle anlatırdı. Hangi evde kim yaşamış, hangi taş hangi hatırayı saklamış; hepsini bilirdi. Bana Alaçatı hakkında ne okumam gerektiğini, hangi satırların bu kasabayı gerçekten anlattığını hep o öğretti. İnsan ölünce yalnızca bedeni toprağa karışmaz; eğer ardında bilgi, zarafet ve iyi hatıralar bırakmışsa, ruhu anlatılarda yaşamaya devam eder. Nihat Tınaz da Alaçatı’nın anlatılarında yaşayanlardan oldu.
Onu rahmet ve minnetle anıyorum. Böyle insanlar eksildikçe, hatırlamak bir sorumluluk, anlatmak bir vefa borcu oluyor.
Kalın sağlıcakla…