beylikdüzü escort beylikdüzü escort escort beylikdüzü beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...
SON DAKİKA

TOPRAK – ALAÇATI’DA BİR ÇOCUKLUK

 Tarih: 12-01-2026 14:48:00
ÖMER ÖNAL

Alaçatı’da, bahçeli bir evde büyüyen şanslı kuşaktanım. Bugün adını sıkça duyduğumuz, kalabalıklar içinde anılan Alaçatı, benim çocukluğumda toprağın, rüzgârın ve sessizliğin kasabasıydı. Çeşit çeşit meyve ağaçlarıyla, renk renkçiçeklerle dolu kocaman bir bahçemiz vardı. Bahçede dolaşan hayvanlar evimizin bir parçasıydı; evde kedim, bahçede köpeğimle birlikte büyüdüm. Komşunun bahçesinden koştura koştura gelen tavuklar, horoz sesleri, annelerinin peşinden ayrılmayan civcivler… Alaçatı sabahlarının ayrılmaz sesleriydi bunlar. Bahçede otururken dinlediğimiz ağustos böceklerinin uğultusu hâlâ kulaklarımda.

Çocukluğum tamamen doğal bir yaşamın içinde geçti. Alaçatı’nın rüzgârına karışan leylak kokusunu hâlâ çok severim; baş döndüren rengi ve kokusuyla bahçemizin süsüydü. Renk renk açan yediveren gülleri, yapraklarından annemin reçel yaptığı mayıs gülleri… Kokularından yanlarına yaklaşılmazdı. Ortancalar, her biri top gibi, duvar kenarlarında adeta “buradayım” derdi. Bahçe duvarlarımızın kıyısına dizilmiş kırmızı ve ateş pembesi sardunyalar, baharda yüzünü gösteren baygın kokulu sarı nergisler… Taş evlerin arasından süzülüp gelen güneşle birlikte, bahçe toprağından kendiliğinden fışkıran kırmızı ve beyaz akşamsefaları… Alaçatı’nın kır çiçeklerine bakmaya doyamazdım.

Kırlardan gelincikler toplardık; güneşte bekletip şurup bile yapardık. Bahar geldi mi Alaçatı kırları bembeyaz papatyalarla dolardı. Aralarına uzanır, sere serpe yatardım. Akşamüstleri bahçeyi sulamak için gönüllü olurdum. Bütün gün güneşi içine çekmiş toprağın, akşam serinliğinde suyla buluştuğunda yayılan o eşsiz koku hâlâ burnumda tüter. Sanırım bu yüzden yağmur yağarken dışarı çıkmayı severim. Alaçatı’da yağmur, toprağın ve çimenin kokusunu daha da derinleştirir. O kokuyu içime çekmek için özellikle yürür, ıslanırım. Doğayı içime çekmeyi seviyorum.

Meyveyi dalından yeme şansına sahip oldum. “Bunlar hormonlu mu?” diye bir kaygımız hiç olmadı. Alaçatı’nın incir ağaçlarına tırmanıp kopardığımız incirlerin tadını bugün pazar tezgâhlarında bulamıyorum. Her bahar beyazlara bürünen badem ağaçlarımız vardı. Yazın dalından koparıp yediğimiz malta eriğini artık aramıyorum bile. Tezgâhlarda görsem de çocukluğumun Alaçatı meyvelerine hiç benzemiyorlar. Annem reçelleri, dallarından koparıp topladığı meyvelerden yapardı. Salatalarımız bahçeden toplanan yeşilliklerle hazırlanır, akşam sofralarında keyifle yenirdi. Zeytin ağacımızdan topladığım ham zeytinden annemin yaptığı çekişte’nin tadı, Alaçatı belleğimde hâlâ capcanlıdır.

Zamanla topraktan koparıldık. Alaçatı da bu kopuştan payını aldı. Her yanımız betonla dolduruldu. Yapılan yeni yollar, binalar kırlarımızı elimizden aldı. Şehirleşme adı altında betonla tanıştık; hatta zorla tanıştırıldık. Daha fazla bina, daha fazla apartman derken ağaçlar kesildi. Ne meyve ağaçları kaldı, ne altında oturduğumuz büyük cevizler, ne de kırlarda gölgesinde oyunlar oynadığımız çamlar… Alaçatı çocuklarının salıncakları da birer birer kayboldu.

Sonraları yediğimiz meyveler, sebzeler, süt ürünleri giderek kimyasallarla dolmaya başladı. Topraktan kopuşumuzla sağlığımızın bozulması arasındaki bağı uzun süre fark edemedik. Üreticiler daha fazla kazanmak uğruna ürünlere hormon kattı. Denetimsiz ortamlarda yoğun ilaçlarla sebzeler üretildi, pazarlara gönderildi. Bunları satın alan halkın bilinçli ya da bilinçsiz olması fark etmiyordu; elinin altında olan buydu ve kullanmak zorundaydı. Üstelik pek de önemsemedik. Oysa sağlığımız yavaş yavaş bozuldu. Vücudumuzu beslerken zehirlendik. İnsanlar birbiri ardına kanserden öldü; hormonlu gıdalardan, radyasyonlu bitkilerden, bilinçsizce kullanılan tarım ilaçlarının kalıntılarından…

Son zamanlarda çevre bilincinin daha fazla konuşulduğunu görmek umut verici. Alaçatı’da ve ülkenin dört bir yanında birer birer doğa dernekleri kuruluyor, bu acil meseleye dikkat çekilmeye çalışılıyor. Bilinçli çalışmalar sayesinde daha çok insan toprağa yeniden eğiliyor. Bu sevindirici. İnsanlar, fırsat bulduklarında birazcık toprağı ellerine alsalar, ne büyük bir kayıp yaşadığımızı belki daha iyi anlayacaklar. Çünkü toprakla uğraşan, yetiştirdiği bir bitkinin büyümesini izleyen insanın ruhu da yumuşuyor. Belki daha insaflı nesiller yetiştiririz; Alaçatı’nın ruhunu koruyan nesiller…

Tabiatı, toprağı, ağacı, tarihi ve kültürü korumak için çalışan, sahip çıkan insanları emin olun kimse yenemez.

Kalın sağlıcakla…

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI