
Bir sahne kurulur…
Perdeler ağır ağır aralanır…
Ve loş bir ışığın altından, yaşamla sanat arasındaki o ince çizgide yürüyen bir isim süzülür sahneye: Haldun Dormen.
Onun hikâyesi yalnızca tiyatronun değil; umudun, disiplinin, inancın ve bitmeyen bir sevdanın hikâyesidir. Bir ömür boyu sahneye adanmış bir yaşamın, alkışlardan çok emekle yazılmış manifestosudur.
5 Nisan 1928’de Mersin’de dünyaya gelen Dormen’in sahneyle ilk karşılaşması, Galatasaray Lisesi’nde ortaokul yıllarında, “Demirbank” adlı oyunda aldığı küçük bir rolle başlar. O küçücük rol, aslında koca bir hayatın habercisidir. Robert Kolej’i başarıyla bitirdikten sonra yolu Amerika’ya, Yale Üniversitesi’ne uzanır. Orada aldığı yüksek lisans eğitimi, ona tiyatronun yalnızca bir gösteri değil; bir disiplin, bir düşünce biçimi, bir yaşam tavrı olduğunu öğretir.
“Amerika’da tiyatronun ne olduğunu öğrendim,” derken aklında hep aynı soru vardır: Türkiye’de tiyatro ne olabilir?
Türkiye’ye döndüğünde Muhsin Ertuğrul’un Küçük Sahnesi’nde “Cinayet Var” ile profesyonel tiyatro hayatına adım atar. Ardından Beyoğlu’nun arka sokaklarında Cep Tiyatrosu’nu kurar. 1955’te Süreyya Sineması’nda sahnelenen “Papaz Kaçtı” ile Dormen Tiyatrosu doğar.
Ve o, tiyatroyu sahiplenirken bile “ben” demez:
“Dormen Tiyatrosu hiçbir zaman Haldun Dormen Tiyatrosu olmadı. Bizim tiyatromuz oldu. Bütün oyuncuların kurduğu tiyatro oldu.”
1961’de sahneye koyduğu Sokak Kızı Irma, Türkiye’nin batılı tarzda sahnelenen ilk müzikali olarak yalnızca bir oyunun değil, bir çağın kapısını aralar. 1980’lerde Hisseli Harikalar Kumpanyası ve Şen Sazın Bülbülleri ile tiyatroya yeniden neşe, ritim ve kalabalıklar taşır.
1981’de sahnelenen Lüküs Hayat ise bir mucizeye dönüşür; yıllarca kapalı gişe oynar, kuşakları aynı salonda buluşturur.

Haldun Dormen yalnızca sahnede değil, kameranın arkasında da üretir. Güzel Bir Gün İçin ve Bozuk Düzen filmlerinin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenir; pek çok filmde rol alır. Televizyon izleyicisi onu Dadı, Tatlı Hayat, Sayın Bakanım, Aşkın Halleri gibi dizilerden tanır. Ama o, hiçbir zaman bir “dizi yıldızı” olmayı hedeflemez.
O, Türk tiyatrosunun hafızasıdır.
Yazdığı anı kitapları, tiyatro denemeleri, çeviri ve uyarlamalarıyla bir arşiv bırakır ardında. Eğitmenliğiyle yüzlerce oyuncunun hayatına dokunur. “Okul gibi adam” denmesi boşuna değildir; zarafetle disiplini aynı cümlede buluşturabilen ender ustalardandır.
Özel hayatı da sanat kadar renklidir. Türkiye’nin ilk halkla ilişkiler uzmanlarından Betül Mardin ile evliliği, hayatındaki önemli duraklardan biridir. Oğlu Ömer, dostlukları, ailesi, kayıpları ve sevinçleri… Yaşamın tüm iniş çıkışları, onun sanatına derinlik katar.

Tiyatro, Haldun Dormen için bir meslek değil; bir yaşam biçimidir.
Gençlere hep aynı sözü fısıldar:
“Yaparsın şekerim.”
Ve ekler:
“Türkiye çok iyiye doğru gidecek. Bundan en ufak bir kuşkum yok.”
Bugün Dormen Akademi’nin onursal başkanı olan, 250’den fazla ödülle onurlandırılmış, 97 yaşında bir ustadan söz ediyoruz. Ama aslında sayılar hiçbir şeyi anlatmaz. Onu anlatan, hâlâ ışığı yanan bir sahnedir; hâlâ inançla beklenen bir perde aralığıdır.
Haldun Dormen’e bakınca şunu görürüz:
Sanat, bir ömürdür…
Ve bazı ömürler, sanata yakışır.
Türk tiyatrosunun ebedi ışığıdır.
Saygı ve sonsuz minnetle...
