Bugun...
SON DAKİKA

Su Hakkı Piyasaya Teslim Edilemez...

 Tarih: 14-07-2026 09:27:00
ESEN GÖKTOĞAN

İnsanlık tarihi boyunca su, yalnızca bir doğal kaynak olmadı. Uygarlıklar suyun etrafında kuruldu, kentler suyun çevresinde büyüdü, tarım suyla gelişti, yaşam suyla var oldu. Bu nedenle su hiçbir zaman sıradan bir tüketim ürünü olarak görülmedi. Su, yaşamın kendisidir.

Ne var ki bugün egemen ekonomik düzen, yaşamın en temel kaynağını bile piyasanın kurallarına teslim etmiş durumda. Su artık giderek daha fazla alınıp satılan, kâr elde edilen bir ticaret malına dönüştürülüyor. Doğanın ortak armağanı olan su, şirketlerin bilançosunda bir gelir kalemi, belediyelerin bütçesinde ise tahsil edilmesi gereken bir bedel olarak görülüyor.

Oysa su bir meta değildir.

Su, temel bir insan hakkıdır.

İnsan hakları satın alınmaz; güvence altına alınır.

Bugün devasa boyutlara ulaşan şişelenmiş su sektörü bunun en açık örneklerinden biridir. Bir zamanlar insanların çeşmelerden ücretsiz içtiği su, bugün plastik şişelere doldurularak satılıyor. İnsanlara önce musluk suyuna güvenmemeleri öğretiliyor, ardından aynı suyu satın almaları bekleniyor. Böylece yaşamın vazgeçilmez kaynağı, milyarlarca liralık bir ticaret alanına dönüşüyor.

Bunun bedelini ise halk ödüyor.

Yurttaş önce belediyeye yüksek su faturası ödüyor. Ardından evindeki musluktan akan suyu güvenle içemediği için damacana ya da pet şişe su satın almak zorunda kalıyor. Yani aynı ihtiyaç için iki kez para ödüyor.

Üstelik bununla da bitmiyor.

Şişelenmiş su tüketimi, her gün milyonlarca plastik atığın doğaya bırakılması anlamına geliyor. Kendilerini çevreci olarak tanımlayan yerel yönetimler, plastik atıkları azaltmaktan söz ederken, insanları pet şişe su tüketmeye mecbur bırakan düzeni değiştirmek için yeterli adımı atmıyor. Oysa gerçek çevrecilik, ortaya çıkan çöpü toplamak değil, o çöpü üreten sistemi ortadan kaldırmaktır.

Depozitolu ambalaj sistemi de bu tartışmanın bir parçasıdır. Geri dönüşümü teşvik etmeyi amaçlayan bu uygulamada tüketici, ürünü satın alırken depozito bedelini peşin ödemektedir. Ancak birçok kişi ambalajını iade edecek zaman ve olanağı bulamamaktadır. Sonuç olarak yurttaşın üzerindeki mali yük artarken, sistemin çevresel ve ekonomik yararı toplum açısından sürekli sorgulanmaktadır.

Asıl soru ise şudur:

Madem belediyeler her eve su ulaştırıyor, neden yurttaşlar o suyu güvenle içemiyor?

Neden insanlar mutfaklarında akan suyu içmek yerine marketlerden su taşımak zorunda kalıyor?

Gerçek anlamda kamucu ve sosyal belediyecilik anlayışını benimseyen bir yerel yönetimin ilk görevi, evlere ulaştırdığı suyu güvenle içilebilir hale getirmektir. İnsanlar mutfak musluğunu açtığında tereddüt etmeden o suyu içebilmelidir. Çağdaş belediyeciliğin ölçüsü budur.

Bugün birçok aile zaten yüksek su faturaları öderken, bir de damacana ve pet şişe suya bütçe ayırmak zorunda kalıyor. Bunun önemli nedenlerinden biri de yıllardır çözülemeyen altyapı sorunlarıdır. Eskiyen şebekeler, yüksek kayıp ve kaçak oranları ve zamanında yapılmayan yatırımların maliyeti su faturaları aracılığıyla halka yüklenmektedir.

Bu kabul edilemez.

Kayıp ve kaçakları önlemek belediyelerin görevidir. Altyapıyı yenilemek belediyelerin görevidir. Su havzalarını korumak, arıtma sistemlerini geliştirmek ve musluklardan sağlıklı içme suyu akmasını sağlamak belediyelerin görevidir. Yönetim eksikliklerinin bedeli halka ödetilemez.

Kamucu belediyecilik, bütçe açıklarını yurttaşın faturasıyla kapatmaya çalışmaz. Su üzerinden gelir yaratmayı değil, su hakkını güvence altına almayı hedefler. Çünkü belediyeler şirket gibi yönetilemez. Belediyelerin varlık nedeni kâr etmek değil, halka hizmet etmektir.

Kamucu bir devlet düzeninde su; eğitim, sağlık ve barınma gibi vazgeçilmez bir kamusal haktır. Devletin ve yerel yönetimlerin görevi bu hakkı piyasaya terk etmek değil, korumaktır. İnsanlar yaşamak için gerekli olan suyu satın almak zorunda bırakılmamalıdır.

       Yurttaşların karşı karşıya kaldığı yüksek su faturaları da bu açıdan yeniden değerlendirilmelidir. Çözüm sürekli zam yapmak değildir. Çözüm, kayıp-kaçak oranlarını düşürmek, altyapıyı güçlendirmek, su kaynaklarını korumak ve evlerimize güvenle içebileceğimiz suyu ulaştırmaktır.

Böyle bir anlayış yalnızca yurttaşın bütçesini korumaz; plastik atıkları da azaltır. İnsanlar musluk suyunu güvenle içebildiğinde ne damacanaya ne de milyonlarca pet şişeye ihtiyaç kalacaktır. Çevreyi korumanın en etkili yolu da budur.

Artık suyu bir ticaret malı olarak görmekten vazgeçmeliyiz.

Temiz içme suyu, belediyelerin yurttaşına sunması gereken en temel kamu hizmetlerinden biridir.

Bizler, evlerimizden akan suyu güvenle içebilmek istiyoruz.

Hem yüksek su faturaları ödeyip hem de içme suyu satın almak istemiyoruz.

Kayıp ve kaçakların bedelini ödemek istemiyoruz.

Şişelenmiş su sektörüne mahkûm edilmek istemiyoruz.

Suyun, şirketlerin kâr alanı değil, halkın ortak değeri olarak yönetilmesini istiyoruz.

Bu nedenle tüm yurttaşları su hakkına sahip çıkmaya çağırıyoruz. Belediyelerden talebimiz açıktır: Evlerimize yalnızca su değil, güvenle içebileceğimiz temiz su ulaştırın. Çünkü su satılık değildir.

Su yaşamdır.

Ve yaşam, hiçbir koşulda piyasanın insafına bırakılamaz.

 

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI