
Yıl 2008...
Bir Ankara ziyaretimde Kızılay Meydanı'ndaki GİMA alışveriş merkezine girmek üzereydim. Girişte iri yarı iki adam duruyordu. Şaşkın bir şekilde içeri girip ilerlerken ileride kuyumcunun önünde yine iki iri yarı kalıplı adamı daha gördüm. Anladım ki 4 koruması olan önemli bir zatı muhterem kuyumcudaydı. Merak ettim ve korumaların dikkatli ve sinirli bakışları arasında kapıdan içeri doğru kafamı uzattım. Gözüme ilk çarpan, sapsarı saçlarından dolayı, alışveriş yapan süslü püslü annem yaşında bir kadın oldu. Belli ki zat-ı muhteremin eşiydi ve eşine mücevherler almaya gelmişlerdi.
Ve sonra onu gördüm. Şaşkınlıktan donakaldım. Resmen aydınlanma yaşadım...
Aslında gördüğüm bu milletvekili benim açımdan ciddiye alınacak, önemsediğim bir siyasi figür değildi. Aksine soldan sağa, sağdan sola geçip parti değiştiren zübüklerden biriydi.
Bizler yıllarca hep bunların parti değiştirmelerini duyduk, izledik. Bazılarına üzüldük ama çoğuna hep kızdık, öfkelendik. Anlamaya çalıştık ama hiç anlam veremedik. Siyasi anlamda zaten dürüstlüğe, halka hizmete inananların da bunu anlaması beklenemez.
Ama bazı şeyleri gözünüzle, kanlı canlı canlı görünce anlıyorsunuz.
İşte ben de o gün anladım. Şaşkınlıktan donakalmam da aydınlanma yaşamam da bu yüzden.
Ve gördüğüm bu sahneyle anladım bu gibilerin koltuk bağımlılığını.
O günden sonra siyasete siyasilere hep daha dikkatli baktım. Hangi siyasi kişi, hangi partiden olursa olsun hep bu sahne aklıma geldi.
Gördüğüm bu vekil, süslemeli bir koltukta, bacak bacak üstüne atmış, adeta tahtında oturan padişah edasıyla, üstten bakan bakışlarla kuyumcuya parmak işaretiyle direktifler veriyor; kuyumcu ve çalışanı ise etrafında pervane olurken bizimki kahvesini yudumluyordu. Ama ne haşmetle, ne ihtişamla, ne itibarla...
Sözü uzatmayalım, gördüğüm bu milletvekili Ertuğrul Günay'dı.
Bilenler bilir ama ben bilmeyenler ya da hatırlamayanlar ve özellikle gençlerimiz için bilgi vereyim.
Ertuğrul Günay 3 yıl CHP Ordu İl Başkanlığı yaptıktan sonra 1977 yılında, meclise giren en genç milletvekili olarak CHP'den milletvekili seçilmiş; tam 27 yıl CHP'de milletvekiliği yapmış ve 2004 yılında CHP'den ihraç edilmiştir. Ancak daha sonra yani 27 yıl CHP'de milletvekilliği yaptıktan sonra Akp saflarına katılıp 2007 seçimlerinde AKP'den tekrar milletvekili olmuş ve 2013 yılına kadar devam etmiştir.
İşte ben onu 2008'de yani AKP'den milletvekili seçildikten 1 yıl sonra gördüm kuyumcu koltuğundaki o ihtişamlı oturuşuyla...
2007 seçimlerinde onun AKP'ye geçmesine anlam veremiyordum. 30 yıllık CHP geçmişinden sonra kızıp öfkeleniyordum... İşte koltuk sevdası dedikleri şey budur.
Feci bir bağımlılıktır. 30 yıllık bir sigara bağımlısı sigarayı kolay kolay bırakamaz ya bu da bunun gibidir ama bunun çözümü, tıpta çaresi yoktur.
Sigara ya da madde bağımlılığı ile mücadele kolaydır, çözüm yolları vardır. Merkezleri vardır mesela; gider yatar tedavi olursun.
Ama bunun ne yazık ki yoktur.
Ben bunu anlayınca bu arkadaşın 30 yıldan sonra 2004'te ihraç edilip seçildiği 2007 yılına kadar 3 yıl ne yaşadığını düşündüm. Madde bağımlılığı ile ilgili filmlerde, bağımlıların o halini düşünün lütfen. Madde bağımlısının maddeyi bulamadığı zaman ki o acı durumlarını, onu bulmak için neler yaptıklarını.
Ne feci...
İşte ondan daha kötüsü de bu belli ki. Belli ki diyorum çünkü bu bağımlılık öyle bir şey ki ona tekrar kavuşmak için her şeyi yaparsınız.
30 yıl karşı olduğunuz, mücadele ettiğiniz yapıya, partiye yani karşı tarafa bile geçersiniz. Bunun için yapamayacağınız şey yoktur.
Karşı tarafa geçersiniz; karşı tarafın aparatı olursunuz ama bu bağımlılıktan kurtulamazsınız... 25 yıl önce Ertuğrul Günay'dır zübüğün adı, bugün Özlem Çerçioğlu olur.
Siyasi hayatımızda da ne zübükler biter ne de zübüklerin koltuk sevdası...
Daha yakın tarihlerde Akp'ye ağzı alınmayacak sözler sarf edenlerin şimdi Akp'de ve hem de önemli görev üstlendikleri de bildiğimiz bir durum. İsimleri biliyorsunuz. Bunların hep olacağını, bitmeyeceğini bilerek olaylara ve siyasilere bakmamız gerekiyor. Peki bu ihtişam, itibar ile birlikte bu bağımlılığı tetikleyen ve vazgeçilmez kılan maddi ve sosyal unsurlar nelerdir, onları da somut olarak görmek gerekir. Öncelikle 2026 yılı itibariyle milletvekili maaşları 273.196 TL Emekli milletvekili maaşı 177.658 TL
Hem emekli hem aktif milletvekili maaşı 450 bin 854 TL
(Konu halk olunca hem emekli olup hem de çalışamazsınız ama milletvekiliyseniz çatır çatır çift maaş alabilirsiniz.)
Bunun yanında yolluk ve konaklama ödeneği 3 ayda bir ödenen ve maaşın yarısı kadar yani 136.600 TL
Sağlık güvencesi mesela. Özel hastane de dahil istediği hastanede kendisine ve ailesine ücretsiz.
Kendilerine ve ailesine diplomatik pasaport veriliyor.
En az bir danışman ve ilave personel hakkı da TBMM bütçesinden ödeniyor.
Havayolu ulaşımında ekonomik biletini ücretsiz bir şekilde business class'a yükseltebiliyor. Haberleşme bu ofis anlamında tam teşekküllü makam odası tahsis ediliyor. haberleşme ve verilen 2 hattın faturaları devlet tarafından karşılanıyor. Vekiller ve aileleri ömür boyunca kamu sosyal tesislerinden ve TBMM tesislerinden indirimli olarak özel statüde yararlanıyor.
Bununla birlikte vefat halinde ölüm yardımı 3,5milyon TL
Ayrıca eş ve çocuklara 90.000 TL aylık bağlanıyor.
Emekli şartını karşılamayanların primleri 4 yıl boyunca TBMM tarafından ödeniyor.
Yetmedi araç tahsisi ile 3 adet araç kartı ve geçiş kolaylığı sağlanıyor. Daha neler neler.
Veee tabii en önemlisi dokunulmazlık hakkı.
İşte bu gelirler ve sosyal haklar da bu bağımlılığı tetikliyor sanırım.
Peki bunları niye anlatıyorum?
Bütün bunları bugünlerde CHP'de yaşanan son olaylara ışık tutmak için anlatıyorum. Kılıçdaroğlu ve avanelerinin gerekçesini ve görevlerini bir önceki yazımda anlatmıştım. Ama ya onun yanındakiler?
Halkımızın yoksulluk ve geçim sıkıntısı içinde inim inim inlediği bir durumda, genel başkanımız Özgür özel ve kurmayları partimizi yıllar sonra birinci Parti konumuna getirmişken arınma palavrasıyla ve acımasızca konuşanlar? Seçime girseler %1 bile oy alamayacaklarını biliyorlarken, CHP'li olmayanlar da dahil olmak üzere halk nazarında zerre kadar karşılıkları yokken, il başkanları toplantıya gelecek, gelmezlerse şöyle olur böyle olur diye tehdit savuranlar? Kimse oy vermesin, biz sadece altıokla bile %25 oy alırız diyerek CHP seçmenine adeta hakaret edenler?
Asırlık partimize, darbe dönemlerinde bile görülmemiş bir şekilde ve biz gözyaşları içinde izlerken TOMAlar, biber gazları ve plastik mermilerle girip ve savaş alanına çevirip; koçbaşı ile kapısını kırıp girecek kadar gözü dönmüş olanlar???
İsim de vereyim: Gürsel Tekin, Berhan Şimşek, Fail Öztrak, Yıldıray Sapan, Mustafa Adıgüzel, tetikçi Barış Yarkadaş, Bülent Kuşoğlu, Deniz Akkuş İlgezdi, Deniz Demir ve diğerleri?
Bunlar için CHP'ye saldırı varmış, halk eziliyormuş, ülke yangın yerine dönmüş, ülke anayasa değişikliğiyle federasyona gidiyormuş vs. Asla umurlarında değildir. Küçük olsun bizim olsun, biz koltukta olalım yeter anlayışındadır. Hatta geçen hafta Gürsel Tekin bunu açıkça söyledi: "Zararı yok küçülelim, sonra büyürüz." diye.
Ve işte bunlar... Ertuğrul Günay'ın o Akp'ye geçmeden önceki 3 yılını yaşayıp bir an önce milletvekili kazanımlarını elde etmek için ve Ertuğrul Günay'ın o kuyumcudaki koltuğunda oturduğu gibi ihtişamla oturmak isteyenler.
Yani zübükler...
Ve dediğim gibi.
Bu ülkede ne zübükler biter ne de zübüklerin koltuk sevdası...
NOT: Salı günü CHP grup toplantısını izleyin. Bu zübükler yarın inanamayacağınız kadar çirkinleşecekler. Çünkü varlıkları buna bağlı. Aldıkları emri yerine getirecekler ki maddelerine (pardon koltuklarına) kavuşabilsinler.