Kemal Kılıçdaroğlu’nun Çöküşü, Özgür Özel’in Yükselişi
Türkiye siyasetinde kimi başarısızlıklar sıradandır; unutulur, geçer. Ama bazıları vardır ki, sahibinin adını tarihe bir ibret levhası olarak çakar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun son perdesi işte bu ikinci türdendir. Çünkü karşımızda yalnızca beceriksiz bir genel başkan değil; kendisine emanet edilen partiye sırtını dönmüş, üstüne bir de verilen rolü berbat etmiş bir figür duruyor.
Önce çıplak gerçeği söyleyelim: Bu ülkede bir rejim ameliyatı yapılmak isteniyor. Anayasa değiştirilecek, kuvvetler ayrılığının kalan kırıntıları da süpürülecek, Türkiye yavaş yavaş bir Orta Doğu ülkesinin tek adam mantığına çekilecekti. Böyle bir operasyonun önündeki en büyük engel, ülkenin en köklü muhalefet partisidir. O engeli içeriden çatlatmak, ana muhalefeti kendi eliyle felç etmek için birinin sahneye çıkması gerekiyordu. Kılıçdaroğlu bu rolü kabul etti. Yıllarca genel başkanlığını yaptığı, milyonların umudunu bağladığı partiye karşı, onu çökertmeye çalışan sistemin bir parçası hâline geldi.
Buraya kadar hikâye, soğukkanlı bir ihanet hikâyesidir. Fakat asıl trajikomik kısım şimdi başlıyor: Adam ihaneti bile beceremedi.
Kendisine verilen iş basitti aslında — partiyi sessizce teslim et, ortalığı toza dumana boğmadan kenara çekil. Oysa Kılıçdaroğlu, eline tutuşturulan senaryoyu eline yüzüne bulaştırdı. Genel merkezin kapısına polis çağırdı; partilinin yüreğinde onulmaz bir kırılma yarattı. Avlulara arabalar dizdirip “bunlar haram parayla alındı” algısı pompaladı; ortada duran, kararsız CHP’liyi bile karşısına aldı. Dahası, bir zamanlar “genel başkanım” diyen yol arkadaşlarını iktidara ispiyonlayıp “FETÖ’cü” diye damgaladı. Yani kendisine “böl” denildi; o ise partiyi bölmekle kalmadı, bütün CHP’lileri birbirine düşürdü, tabanı kendi eliyle ateşe verdi.
Sonuç ortada. Kâğıt üzerindeki, yani Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği o resmî CHP, bugün yüzde üçlere kadar gerilemiş, sembolik bir kabuğa dönüşmüştür. Kendisine destek verenler bile onu savunamaz hâle geldi. Milletvekilleri her gün biraz daha uzaklaştı; Mansur Yavaş gibi isimler dahi açıkça saf değiştirip Özgür Özel’in yanında durduğunu ilan etmek zorunda kaldı. Partiyi ikiye böleceğini sananlar, karşılarında yüzde doksan beşin tek bir isim etrafında kenetlendiğini gördüler. Meclis grubunda, görünürdeki genel başkana “hain” diye haykırıldı — cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş bir manzara.
Ve işte o tek isim: Özgür Özel. Kılıçdaroğlu’nun ihanet hamlesi, hiç ummadığı bir sonuç doğurdu; karşısında bir lider büyüttü. Bugün toplumun, yıllardır aradığı umudu Özgür Özel’in şahsında bulduğunu söylemek abartı değildir. Çünkü o, masada beklemek yerine sahaya indi. Anıtkabir’e yürüdü; Atatürk’ün huzurunda verilen sözü hatırlattı. Karadeniz’i baştan başa dolaştı; iktidarın kalesi sandığı sokaklarda alanları doldurdu. İzmir mitingleriyle muhalefetin sönmediğini, aksine yeni bir damarla coştuğunu gösterdi. Halk, kürsüdeki bir ismi değil, kendi öfkesinin ve umudunun sesini gördü onda.
Bu yüzden halk ve muhalif kesim, Özgür Özel’i resmî bir unvanın ötesinde, doğal lideri olarak benimsedi. Artık mesele bir parti içi koltuk kavgası değil; bir kuşağın, bir toplumsal iradenin etrafında kenetlendiği bir merkez meselesidir. Nitekim rakamlar da bu gerçeği haykırıyor: “Başında Özgür Özel’in olduğu bir parti kurulsa ne kadar oy alır?” sorusuna verilen yanıt, yüzde otuz altılara dayandı. Bir genel başkanın değil, bir liderin oyudur bu. Kılıçdaroğlu yüzde üçe çökerken, ondan boşalan o devasa alanı dolduran irade, Özgür Özel’in temsil ettiği yeni muhalefettir.
İşte tam burada kaderin cilvesi devreye giriyor. Kılıçdaroğlu’nun beceriksizliği, paradoksal biçimde, kendisini sahaya süren senaryoyu da çökertti. Çünkü o, partiyi yumuşak bir devirle teslim edemediği gibi, iktidarın asıl ihtiyaç duyduğu sayıyı da yok etti. Anayasayı değiştirmek için Meclis’te gereken o el sayısı, Kılıçdaroğlu’na kala kala yirmilere düştüğünde, rejim ameliyatının olmazsa olmaz şartı buharlaştı. Anayasa değişikliği imkânsızlaştı; toplumsal muhalefet dağılmak yerine taş gibi kenetlendi. Türkiye’yi bir Orta Doğu ülkesine çevirme planı, en sadık taşeronunun beceriksizliği yüzünden suya düştü.
Bundan sonrası için kimsenin kuşkusu olmasın: Kemal Kılıçdaroğlu ne yaparsa yapsın halkın güvenini bir daha kazanamayacak. O defter kapandı. Muhalefet artık eski kalıplarına sığmıyor; partilerin ötesine taşan, sokakta, sandıkta, vicdanda toplanan başka bir merkezde, başka bir formatta yeniden kuruluyor. Anıtkabir’in basamaklarında, Karadeniz’in meydanlarında, İzmir’in dolup taşan caddelerinde mayalanan bu yeni merkezin adı bugün bellidir. Ve bu merkezin harcına, ironik biçimde, Kılıçdaroğlu’nun yıkıntıları karıştı.
Tarih, ihanet edenleri sert yargılar. Ama ihanetinde bile başarısız olanları, hafızasından silmeden önce bir kez güler geçer. Kılıçdaroğlu’nun payına düşen, işte o acı gülüştür. Toplumun payına düşen ise, kendi eliyle büyüttüğü yeni umuttur.