|
Tweet |
Çeşme Turizm Projesiyle ilgili basın açıklamasına meslek odalarının, STK’ların, belediyelerin, İzmir Barosu’nun ve 108 vatandaşı temsilen avukatların katıldığını hatırlatan, “Böylesine geniş kapsamlı bir katılım, İzmirlilerin bu projeyi istemediğini gösteriyor. Çünkü bizler, yarımadanın yüzde 55’inin ranta açılmasını içine sindiremiyoruz” dedi
YARIMADANIN YÜZDE 55’İ KADAR ALANIN, KAMUSAL ALANDAN ÇIKMASI GÜNDEMDE
Çeşme Turizm Projesi ile ilgili mahkeme kararlarını değerlendiren Başkan Dr. Kahraman, “Bu konuda bir basın açıklaması yapıldı. Orada kimler vardı? TMMOB oradaydı 24 odasıyla, EGEÇEP, İzmir Yaşam Alanları, Köyleri Koruma ve Güzelleştirme Derneği, Gülcek Koyu Güzelleştirme ve Kalkındırma Derneği, Doğa Derneği, Sualtı Araştırmaları Derneği, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, 108 vatandaşı temsilen avukatlarımız, Büyükşehir Belediye Başkanı ve Çeşme Belediye Başkanı oradaydı. Bu, şu demektir; İzmirli aslında bu projeyi istemiyor. Görüntü son derece nettir. Ama buna rağmen İzmirli mücadelesini sürdürüyor. Yarımadanın yüzde 55’i kadar bir alanın kamusal alandan çıkması söz konusudur. Kamuoyu bunu istemiyor. Danıştay 6. Dairesi ret kararını kaldırdı, yürütmenin durdurulması kararını verdi. Dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu, uygulanması halinde giderilmesi güç ve imkânsız zararlar davasına da yol açacağı da tespit edilmiştir, dedi. Maddi ve hukuki koşullar hiç değişmediği halde Danıştay 6. Dairesi hukuki hukuki istikrar, hukuki öngörülebilirliği de yok sayarak açıkça bize göre hukuka aykırı bir işlem yaptı. 16 bin hektar büyüklüğünde bir alandan bahsediyoruz. Yarımadanın yüzde 55’ini kapsıyor ve yüzde 97’si de kamu alanı, yani sizin, benim, İzmirli hemşerilerimizin yeri var oralarda. Burada da aslında tescilli orman alanı var, 5 bin 200 hektarlık. Bu turizm bölgesi olarak ilan edilecek yerin 3’te 1’i de orman alanı. Bizim kamunun orman alanı olarak ele aldığı alan turizm bölgesine katıldı. Ormanla ilgili tasarrufu henüz bilemiyoruz ama tabii ormanlık bir alanı turizm bölgesine açarsanız elbette sonuçlarına katlanırsınız. İzmir’in kabul etmediğini zaten belirtmiştim. Zaten Çeşme’de bir su problemimiz var Alaçatı Kutlu Aktaş Barajı’mız var orada ve onun da mutlak kısa, orta ve uzun mesafeli kullanma suyu koruma alanı var. Bu koruma alanı da bu alanın içinde. Yani diyor ki; ben bu yarımadaya içme suyu sağlıyorum, bu alanın bu kadar kısmına yaklaşamazsınız. Burada ilginç olan deniz yüzeyi var. 20 milyon metrekarelik bir deniz yüzeyi de alanın içinde. Bu bizim için yeni bir şey. Çünkü bunu 3. şahıslara devredeceğiz. Bunun içerisinde adamız da var. Adanın da kullanım haklarını devretmiş olacağız. Bu İzmir’in içine sinmiyor. 42 kilometre kıyı bandı var bu da yerli ve yabancıya irtifak hakkı tesis edecek demek. 6 milyon metrekaresi mera alanı, aslında mera alanında sadece hayvancılık alanı var, başka bir şey için kullanamıyoruz. Fakat bu alanın içinde 18 adet arkeolojik sit alanı var. Bu aslında davalı idare tarafından hazırlanan Stratejik ÇED Kapsam Belirleme Raporundan okuyorum ben bunu. 19 adet de endemik bitki türü var. Bir de bu alanın içinde şimdi Alaçatı Kıyı Sistemi Sulak Alanı var. Bu sulak alanda da Türkiye’de görülen kuş türlerinin çok büyük bir bölümü burada. Yaklaşık 400 adet kuş türü fotoğraflanmış durumda, çok değerli hocalarımız tarafından. Burası büyük bir keyif; orman var, kamusal deniz alanımız var, endemik bitki türlerimiz var. Bunların hepsinin olduğu alanda Alaçatı Sulak Alanı var. Zaten yarımadaya su sağlayan bir yerin olduğu yer göz bebeğimiz. İzmirlinin içine sindirememesinin ön sebebi budur. Bu alanının, bu çok büyük bir yarımadanın yüzde 55’i ranta açılması bizi üzüyor” dedi.
ZAMAN BİZ KIBRIS’A TÜRKİYE’DEN NEDEN SU GÖTÜRDÜK?
Çeşme Turizm Projesi içinde yer alan golf sayılarının sayısını azaltmanın bir anlam ifade etmediğine vurgu yapan Kahraman, “Denizden suyu arıtıp kullanılmasını sağlayacağız” yaklaşımına şu eleştiriyi getirdi:
“Evet; golf sahalarının sayısı azaltıldı ancak bu çözüm değil. Çimin yetişmesi için buraya verimli toprak getirmek lazım. Kabaca hesapla, 15 milyon metreküp su tüketimi gerekiyor bu golf sahaları için. Bu suyu ben denizden arıtarak alacağım gibi bir çözüm önerisi yapıldı ama denizden arıttığımız suyun tuzunu ne yapacağız? Çok ciddi miktarda tuz bertaraf etmemiz gerekecek. O bir çevre katliamına sebebiyet verir mi? Bu konuda endişemiz var. Bu endişeyi giderecek herhangi bir somut veri hiçbir şekilde görmedik ne yazık ki. Çok daha net devlet ciddiyetinde öneriler getirilmeli. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne Türkiye’den su götürülüyor. Kıbrıs adasında yaşayanların kafaları çalışmıyor mu? Neden arıtma yapmıyorlar? Demek bu iş öyle yapacağım demekle olmuyor. O zaman, Kıbrıs’ta da denizden su alınıp arıtılsaydı. Ayrıca yeşil alan alabilmesi için3 bin kamyon toprak taşımak gerekiyor. Bunlar imkansıza yakın işler. Hadi bunu da yaptık diyelim, bu sefer orada çim alanını böceklerden korunması için kimyasallar verilecek, toprağı kirleteceğiz. Az önce bahsettim, bu kadar büyük bir grup buna neden karşı çıkar? Bundan karşı çıkar! Bilimsellikten uzak olduğunuz için, hayalci olduğunuz için, kamusal alanının elinizden çıkmasına bir çözüm önerdiğiniz için İzmirli buna karşı çıkar! İzmirli buna karşı çıkmaya da devam edecek. Alaçatı yeraltı kaynaklarını biz kurtaracağız ama argo turizme sakız, bağ, badem ağaçları, bisiklet, doğa yürüyüşü rotaları, doğaya, toplumsal yaşama saygılı yaklaşımlarda da biz kesinlikle yer almak istiyoruz ve doğrudan da bunun olması yönünde bir inisiyatif kullanıyor İzmirli. Bu arada 4 milyon metrekarelik inşaat alanın söz konusu. Yani bunlar çok büyük rakamlar, 300 bin kamyonla topraklar, bunların bakımları, su arıtımları… Fizibiliteleri hiçbir şekilde göremedik. Göremeyeceğiz de muhtemelen. Bu zamana kadar görmediysek bundan sonra da görmeyeceğiz.”
BAKANLIK BİZİ SADECE O İLK TOPLANTIYA ÇAĞIRDI
Çeşme Turizm Projesiyle ilgili bakanlığın kendilerinden görüş almadığını belirten Dr. İlker Kahraman, “Sadece ilk toplantıya çağırdılar, orada görüşlerimizi dile getirdik. Sonrasında ne yazık ki görüşlerimizi alma konusunda istekli olmadılar” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bakanlık, İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne görüş soruyor. Büyükşehir Belediyesi diyor ki; 11 adet turizm merkezi olduğunu, Çeşme projesinin hayata geçirilmesiyle ilçenin yaklaşık yüzde 62’sinin turizm merkezi haline geleceğini ifade ediyor. Yeni bir turizm merkezi belirlenmesi sınırların büyütülmesine yönelik yürütülen çalışmaların sebebi anlaşılamamıştır, diyerek olumsuz görüş veriyor. Tunç Bey o sebeple bize katıldı. Mahkeme, peki kamu yararı var mıdır yok mudur, diye bilirkişi raporuna soruyor. Bilirkişi raporu da diyor ki; işte dava konusu eklemeyle koruma alanları yanı sıra turizm kullanımlarına dolayısıyla yapılaşmaya da açılmasına da yol açacak olan sınır kararının tarım ve orman alanları doğal değerler, flora, fauna, ekosistemler, su kaynakları, kültürel miras üzerinde yaratacağı olumsuz etkileri göz önüne alındığında planlama ilkelerine ve kamu yararına uygun olmadığı görüşüne varılmıştır. Elimizde böyle bir bilirkişi raporu var. Ama bu bilirkişi raporuna rağmen deniliyor ki, sorun değil… Zaten bizi kızdıran aklımızla alay edildiğini düşündüren noktada aslında tam olarak bu.”
NİTELİKLİ ALANDA HERHANGİ BİR YAPILAŞMA OLAMAZ
Çeşme Turizm planlarının henüz çıkmamasıyla ilgili görüş bildiren Dr. İlker Kahraman, sit alanlarıyla ilgili olarak şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bu noktada güzel bir gelişme oldu. SİT dereceleriyle ilgili bir dava sonuçlandı. Bu SİT derecelerinde de şöyle 2 tane alan var aslında; bir Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım alanı diye bir alanımız var, bir de Nitelikli Alan… Sürdürülebilir alanda bir miktar yapılaşmaya izin veriliyor, Nitelikli Alanda belli şeyler yapılabiliyor. Zorunluluk hâlinde teknik altyapı, atık su arıtma tesisi, atık su deşarjı gibi binaya uygun değil altyapıya uygun teleferik gibi şeyler yapılabildiği bir şey. Nitelikli Alanda bir yapılaşma yapılamaz demek bu. Şimdi bu SİT davasının SİT’in düşürülmesiyle ilgili yürütülen davada şöyle bir sonuç çıktı; İzmir 2 No’lu İdare Mahkemesi dedi ki, nitelikli alanlarla ilgili benim bir sorunum yok ama bunu sürdürülebilir alanlarla ilgili sorunum var, bunlar da yapılaşmanın olması geriye dönülemez bir şeyi olduğunu sorun haline getirir dedi. Burada aslında şunu dedi kabaca; yani ‘Bu alanın tamamı nitelikli alandır’ dedi. Şimdi bu SİT derecesinin buna dönmesi zaten bizim dediğimizin bilimsel olarak da kanıtlanması demek oluyor. Yani İzmirli, ‘Aman Allah’ım burada da başımıza bela geldi’ gibi algılamasın, bu bir kazanılmış davadır aslında. Çünkü bilim aynı şeyi söylemektedir. Mahkeme heyeti de bilimin söylediğini tescil etmiştir, demiştir ki benim buradaki nitelikli koruma alanlarıyla ilgili bunlar nitelikli ve koruma alanı altında olması gereken alanlar ama sizin bu sürdürülebilir yapılaşmaya hazır hale getirdiğiniz alanlar uygun değil, onların da korunması gerekir. Zaten bina yapacak kalmadı ki. Yani bu bölgede bina yapacak ve inşai faaliyeti yapabileceğimiz bir yer kalmadı. Şimdi zaten bu inşai faaliyet yapacak yerimiz kalmamasıyla İzmir’in bunu istemesiyle şimdi agro turizm gibi turizm alanlarının önerisiyle bununla zaten aklın yolu birken vazgeçmek gerekir. İzmir’in neredeyse tamamı bunun karşısında. Çeşme Belediyesi’nden Büyükşehir Belediyesi’ne kadar, çok değerli avukatlarımız kenetlenmiş durumda, vatandaşlarımız adına da. Biz hep beraber diyoruz ki bu böyle olmaz. Mahkeme de diyor ki burayı koruyalım, bu böyle olmaz. Hayal kurmaktan vazgeçelim, 300 bin kamyon toprak getirme fikrinden vazgeçelim. Carufa Adası’nı işin içine alıyoruz ve burada da 2 ayrı SİT bölümü var. Sürdürülebilir ve doğal koruma kontrolü kullanıma dönüştürmüştü. Bunların hepsini şimdi durun bir dakika dedi, derecelerinin düşürülmesiyle ilgili İzmir 2 No’lu da idare mahkemesinin kararı bunları tekrar bir değerlendirelim dedi. Aslında evet bunlar bizim için doğal miras, bizim elbette ki gelecek nesillerimize kalacak ve göz bebeği gibi bakmamız gereken yer. İzmir 2 No’lu İdare Mahkemesi dedi ki, ya evet siz doğru söylüyorsunuz, biz buna böyle bakalım, biz bunu koruyalım. Aslında şu anda yapılaşma gibi bir şey söz konusu değil. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle alanın genişletilmesine yönelik bir davanın reddini temyize götürüyoruz. O temyizden bizim dediğimiz gibi bir karar çıkacak diye düşünüyoruz. İzmirli hakkını armaya devam edecek. Zaten alanının büyümesinde bir yürütmesinin durdurulmasına ret verildi. Biz onu temyize götürdük o yüzden süreç başka olacak. Bugünkü oldubittiye İzmir, kamuoyu sağlayacaktır. Çünkü bizim burada herhangi bir yapılaşma hakkı kimsenin yok. Bu mahkeme kararıyla çok net ortada, zaten cumhurbaşkanı genişleme alanıyla ilgili bir ret var. Temyize götürüyoruz kazanacağımızı düşünüyoruz. Kötü karamsar bir tavrımız yok. İzmirli bu işi olmasını istediği gibi sağlamaya yönelik kenetlenmesinin çözüm önerilerini almıştır ve meyvelerini yemek üzeredir.”
(Ege'deSonsöz)