Bugun...
SON DAKİKA

ALAÇATI’NIN RİZO ABİSİ

 Tarih: 17-04-2026 18:36:00
ÖMER ÖNAL

Riza Abi’yi çok küçük yaşlarda tanımıştım. İnsan bazı yüzleri çocukken görür de, aslında bir ömrün hafızasına kazır; işte Riza Abi de öyleydi. İri yarı, yaklaşık bir yetmiş beş boylarında, heybetli ama o heybetin içinde saklı bir incelik taşıyan bir insandı. Konuşurken arada bir yüzünde beliren o gülümseme, insanın içini ısıtırdı. Sanki hayatın sertliğini değil, yumuşak tarafını seçmişti.

Dükkânımızın önünden her geçişinde, arkadaşıma takılmadan edemezdi:

Arkadaşım “Emin Özen’e ne haber, akrabam?” derdi. Bu söz, sadece bir hal hatır sorma değildi; bir bağ kurma biçimiydi. Çünkü o, insanlarla konuşmazdı sadece, onları hatırlar, onlara dokunurdu.

O yıllarda Alaçatı, bugünkü kalabalığından uzaktı. On beş - yirmi kahvehanenin içinde dönen hayat, aslında bir kasabanın kalbiydi. Rıza Abi, o kalbin ritmini bilenlerdendi. Tokoğlu Mahallesi’ne doğru yürürken, selam vermeden geçmezdi hiçbir dükkânın önünden. Çünkü selam, onun için bir nezaket değil; bir varoluş biçimiydi.

Genç yaşta, kalabalığın gürültüsünü ve insanın insana yabancılaştığı o ince çizgiyi sevmediği için İzmir’e gitti. Demir-çelik fabrikasında çalıştı. Ateşin en kızgın yerinde… Belki de hayatın ona verdiği yükleri, o kızgın fırınların karşısında eritiyordu. Gücüyle tanındı ama asıl gücü, dayanma biçimindeydi.

Yıllar geçti. İnsan yorulur, şehir yorar, zaman yorar… Ama bazı insanlar yoruldukça özüne döner. Rıza Abi de emekli olunca Alaçatı’ya döndü. Ve sanki insan kalabalığından uzaklaşıp doğanın sessizliğine karıştı.

Bir koyun sürüsü yaptı; yüz, yüz elli baş… Her sabah erkenden kalkar, sürüsünü alır; limana, körfezin açıklarına, rüzgârın ve toprağın hâlâ konuşabildiği yerlere götürürdü. Orada zaman başka akardı. O, saatle değil, güneşle yaşardı.

Soğuk havalarda bile üşüdüğünü hatırlamam. Üzerinde çoğu zaman kısa kollu bir tişört olurdu. Belki de üşümeyen bedeni değil, hayata karşı kurduğu mesafeydi. Çünkü bazı insanlar, dışarıdaki soğuğu değil, içlerindeki sıcaklığı taşırlar. Akrabalarına düşkündü, dostlarına düşkündü… Ama en çok da sadeliğe bağlıydı. Naifliği, onun en büyük zenginliğiydi. Günümüzün karmaşık dünyasında, onun gibi sade kalabilmek, belki de en büyük erdemdi. Alaçatı’da birçok genç, birbirine “Rizo” diye hitap ederken aslında bir ismi değil, bir ruhu yaşatıyordu. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra unutulmaz; aksine çoğalır.

Riza’yı anlatmadan Alaçatı’nın tarihini anlatamazsın. Çünkü tarih sadece binalardan, sokaklardan ibaret değildir; o sokaklardan geçen insanların bıraktığı izdir. Ve bazı izler, zamana rağmen silinmez. Ruhun şad olsun Rıza abi…Sen sadece yaşamadın; yaşattın. 

Kalın sağlıcakla

 
  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI