Atatürk, 1926 yılında yurt ziyaretine çıkar. Ama bu sırada İzmir’e geleceği gün için, suikast hazırlıkları yapılır. Ama bir itiraf sonucunda suikastçılar yakalanır. Bunu haber alan Atatürk, planladığından bir gün sonra İzmir’e gelir.
İstiklal Mahkemesi, suikastçıları İzmir’de yargılamaya başlayacağı için, İzmir’de değil, Çeşme’de kalıp, olayı oradan izlemek ister. Dolayısıyla 30 Haziran 1926 tarihinde, İzmir’den Çeşme’ye doğru yola koyulur.
Yanında Ordu Müfettişi Fahrettin Altay Paşa, İzmir Valisi Kazım Dirik ve CHP Genel sekreteri de vardır. Tabi Başbakan İsmet İnönü de ayrı bir araba ile yolculuk yaparlar. 8 Temmuz’a kadar Ilıca’da daha sonra İstanbul Oteli olacak olan Madam Kramer’in Köşkünde kalır.
İzmir’den başlayan yolculuk çeşitli molalar ile sürer. Muhtemelen ilk durak Narlıdere’dir. Narlıdere’de Tahtacı Alevilerin ileri gelenlerinden Seyyah Dede ile sohbetinden söz edilir ama bu yolculukta mı yoksa başka bir ziyaret mi belli değil.
İkincisi ise 25-30 km yolculuk yaparak Kilizman’da toplanan Seferihisarlılar sayesinde, bugünkü Güzelbahçe’dir.
Urla meydanında toplanan Urla’lılar ile bir süre sohbet eder. Necati Cumalı, küçük bir Florinalı mübadildir, Atatürk ile karşılaşmasını heyecan ile anlatır. Atatürk burada da, gençlerin Cumhuriyet inkılaplarına sahip çıkmasını ister.
Ilıca’ya varmadan önceki durak ise, GermiyanMerdivenlikluyu mevkiidir. Köylüler önceden hazırlık yapmışlardır. Kahyalar koçlar getirmiş, köyün ileri gelenleri, kalabalığı yolun iki tarafına yerleştirmişler. Kadınlar bir tarafta, erkekler diğer tarafta. Tabi kucakta çocuklar da var. Köylüler tembihlenir, sürekli alkışlayıp, “Atatürk çok yaşa” diyeceksiniz.
Uzaktan bir araba gözükür, kahya koçu yatırır, ama araç yaklaşınca içinde İnönü’nün olduğu görülür. İnönü, köylüleri selamlar ve Atatürk arkadan geliyor der ve devam eder.
Biraz sonra ikinci araba görülür. Ve kalabalığın olduğu yerde durur. İçinden Atatürk çıkar alkışlar ve sloganlar eşliğinde. Bu ana ilişkin biri babaannem biri de dedemin komşusu, Nuriye Teyze (Deli Nuriye) sözlerini hatırlarım.
Nuriye Teyze, sözünü esirgemeyen çılgın bir kadındı, bu nedenle de “Deli Nuriye” diye anılırdı. O köyde, adeta hayal kırıklığı yaşadığını anlatır. “Atatürk, Atatürk dediler, ufak tefek bir adammış, ben de iri yarı biri sanmıştım” diye bunu anlatır.
Çeşmeliler ile Atatürk’ün ilk teması budur.
Babaannemin o anı tarifi ise şöyleydi. “sapsarı saçları, kıpkırmızı bir yüzü vardı. Arabadan indi. Sonra konuşmaya başladı. Konuşmaya başlayınca, herkes çok etkilendi.”
İnince yolun iki tarafına da dönerek şöyle selamlar Germiyanlıları. “Hanımefendiler, beyefendiler gazanız mübarek olsun, Cumhuriyet kutlu olsun.”
O anda köylülerin dikkat etmediği bir hitaptı bu ama o kadar önemliydi ki, yedi yüzyıldır bu topraklarda hiç kimse halka, köylülere “hanımefendi ve beyefendi” dememişti. Kullarım, tebam denirdi ama böyle bir hitap yoktu.
İkinci önemli diyalog da, köylülerden birinin sorusu üzerine gerçekleşir. Germiyanlı bir erkek, “Paşam, neden Adaları da almadık?” diye sorunca, O da “savaşta zaten çok kan aktı, biz vatanımızı kurtarmak için savaştık” yanıtını verir.
İzmir kurtulunca, savaş bitmişti aslında. 9 Eylül’den sonra Türk Ordusunu yönetenlerin tek amacı vardı. Takip Harekatıile Çeşme’ye kadar Yunanlı askerlerin gidişini takip etmek. Dolayısıyla artık amaç savaşmak ve kan dökmek değildi. Bu nedenle İzmir’den Çeşme’ye askerler bir hafta içinde gelmişti.
Bu hem asker şehit vermemek içindi, ama aynı zamanda hem asker hem de sivil Rumları kaçışına fırsat tanımak anlamına geliyordu.
Ömrü cephelerde geçmiş bir komutan olarak Atatürk, daima barıştan yana tavra sahipti. Germiyanlılara da hem bunu hatırlatıyordu hem de artık siz yurttaşsınız diyordu.