Bugun...
SON DAKİKA

Güvenlik Değil, Toplumsal Çöküş

 Tarih: 18-04-2026 09:09:00  -   Güncelleme: 18-04-2026 09:10:00
ESEN GÖKTOĞAN

   Son yaşanan okul saldırılarının ardından yine aynı soru soruluyor:

      “Güvenlik nasıl artırılır?”

      X-Ray cihazları, okullara yerleştirilecek silahlı görevliler, daha sıkı denetimler… Oysa mesele, bu kadar dar bir çerçeveye sığdırılamayacak kadar derindir. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, tekil olayların değil; uzun süredir biriken toplumsal sorunların sonucudur. Yoksulluk, eşitsizlik, geleceksizlik ve kamusal alanın sistemli biçimde tasfiye edilmesi, şiddetin zeminini büyütmektedir.

      Okullar en temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale gelmiş durumda. Temizlik personeli yok, velilerden sabun ve hijyen malzemesi isteniyor. Rehberlik hizmetleri yetersiz, yüzlerce öğrenciye bir psikolojik danışman düşüyor. Kalabalık sınıflarda, güvencesiz koşullarda eğitim verilmeye çalışılıyor. Buna paralel olarak çocuklar eğitimden koparılıyor ya da eğitimle birlikte ağır çalışma koşullarına itiliyor. MESEM gibi uygulamalarla gençler erken yaşta üretim süreçlerinin içine çekiliyor. Bu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda derin bir toplumsal şiddet biçimidir.

      Ancak sorun yalnızca bugünün koşullarıyla sınırlı değildir.Bugün çocuklar ve gençler, yarının da güvencesizliğiyle karşı karşıya bırakılmaktadır.

Çok zor şartlarda, büyük çabalarla eğitimlerini tamamlayabilen az sayıda genç için bile tablo değişmemektedir. Eğitim, artık bir gelecek güvencesi olmaktan çıkmış; işsizlik, güvencesizlik ve belirsizlik neredeyse kaçınılmaz bir kader haline getirilmiştir.Bu durum, yalnızca ekonomik bir sorun değil; derin bir toplumsal şiddet biçimidir. Çünkü gençler, ne yaparlarsa yapsınlar karşılığını alamayacaklarını düşünerek büyümektedir. Bu da umutsuzluğu, karamsarlığı ve çaresizliği beslemektedir.Geleceğe dair inancın zayıfladığı bir ortamda, toplumsal değerler de aşınmaktadır.

      “Toplumu nasıl daha iyiye taşırız?” sorusunun yerini,

      “Bu düzen içinde ben nasıl kurtulurum?” sorusu almaktadır.

      Dayanışmanın yerini bireysel çıkış arayışları, emeğin yerini kısa yoldan kazanma isteği almaktadır. Bu yalnızca bireylerin değil, toplumun bütününün çözülmesine yol açan bir süreçtir.

      Tüm bunların üzerine, eğitim ve barınma alanının tarikat ve cemaat yapılarına açılması eklenmektedir. Kamusal sorumluluğun geri çekildiği her noktada bu yapılar devreye girmekte; yurtlar ve çeşitli “destek” mekanizmaları adı altında denetimsiz ve güvencesiz alanlar oluşmaktadır.

Geçmişte yaşanan taciz vakaları, yurt yangınları ve çocukların hayatını kaybettiği olaylar hâlâ hafızalardadır. Bunlar istisna değil; kamusal sorumluluğun terk edilmesinin doğrudan sonuçlarıdır.

      Öte yandan bireysel silahlanma yaygınlaşmakta, şiddet içerikleri medya ve dijital platformlarda sıradanlaştırılmaktadır. Gençler yalnızlık, yönsüzlük ve umutsuzluk içinde büyümektedir.Bütün bu tabloya rağmen çözümü yalnızca “güvenlik önlemlerinde” aramak, sorunun kaynağını görmezden gelmektir. Üstelik güvenlik kavramı da eşit uygulanmamaktadır. Hak arayanlar hızla “güvenlik sorunu” ilan edilirken, çocukların maruz kaldığı gerçek tehlikeler aynı öncelikle ele alınmamaktadır.

Bu nedenle sorun güvenlik eksikliği değil; önceliklerin çarpıklığıdır.

      Gerçek güvenlik; eşitliktir, adalettir ve kamusal sorumluluktur.Bir çocuğun güvende olduğu yer, kapısında silahlı görevliler bulunan bir bina değil; laik ve bilimsel eğitim verilen,

psikolojik destek mekanizmaları güçlü,

barınma hakkı kamusal olarak güvence altına alınmış, eşit ve insanca yaşam koşullarının sağlandığı bir ortamdır.

      Çocukların eğitimini piyasaya, barınmasını tarikatlara, geleceğini belirsizliğe bırakan bir düzen; şiddeti de, istismarı da, güvencesizliği de üretir.Bugün yaşadığımız şey bir “güvenlik krizi” değil; derinleşmiş bir toplumsal çöküş krizidir.

Ve artık sormamız gereken soru şudur:

Bu düzen gerçekten kimi koruyor?

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI