Bazı insanlar vardır yaşadıkları yıllar geride kalsa da, bıraktıkları izler silinmez. Onlar sadece bir “ömür” yaşamaz, aynı zamanda yaşadıkları kentin bilincinde yer edinirler. Mustafa Üzümcü, benim için böyle bir insandı.
Ailesiyle birlikte Girit'ten Alaçatı'ya mübadeleyle gelen, bu güzel beldeyi yurt edinmiş, alın teriyle yaşamını kurmuş örnek bir Cumhuriyet insanıydı. Sessiz, sakin, ağırbaşlı ve mütevazı kişiliğiyle kısa sürede herkesin sevgisini kazanmıştı.
Yıllarca Pazaryeri Camii'nin karşısındaki dükkânında esnaflık yaptı. Paşabahçe ürünlerinden elektrik malzemelerine, daha sonra Şenocak buzdolaplarına kadar birçok ürünü halkla buluşturdu. Ancak onun asıl sermayesi dürüstlüğü ve güveniydi.
Çark Plajı'nın yanında bir tarlası vardı. O yıllarda Alaçatı'da turizm henüz emekleme dönemindeyken, tarlasının içine kurduğu mütevazı çardakla gelen misafirleri ağırlayan bölgenin ilk girişimcilerden biri oldu. Doğayla iç içe bu sıcak ortam, Alaçatı'nın gelecekte bir turizm beldesi olacağının adeta habercisiydi.
Parası olmayan müşterisini geri çevirmez, kara kaplı defterine yazar, 'Müsait olduğunda ödersin.' derdi. Bugün büyük yatırımlarla anılan turizmin temelinde, Mustafa Üzümcü gibi ileri görüşlü insanların attığı küçük ama anlamlı adımların da payı olduğunu düşünüyorum.
Tütün tarlalarında çalışarak ailesini geçindirdi. 1973-1976 yılları arasında Belediye Meclis Üyesi ve Belediye Başkan Vekili olarak görev yaptı. Terzilik yaptığım yıllarda dükkânıma gelir, “Çocuklar, bana güzel bir kumaş seçin.” der, emeğe saygısından ücretini peşin öderdi.
İnsan ardında bıraktığı servetle değil, bıraktığı güven ve güzel hatıralarla yaşar. Mustafa Üzümcü de Alaçatı'nın vicdanını, komşuluk kültürünü ve güven anlayışını temsil eden güzel insanlardan biriydi.
Kendisini rahmet, minnet ve şükranla anıyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun. Taş evler bir kentin görünüşünü oluşturur; fakat o kentin ruhunu, Mustafa Üzümcü gibi güzel insanlar ve onların hatıraları yaşatır.
Kalın sağlıcakla.