Bugun...
SON DAKİKA

ALAÇATI’NIN HAYRİYE ABLASI

 Tarih: 25-04-2026 22:09:00  -   Güncelleme: 25-04-2026 22:11:00
ÖMER ÖNAL

Bazı insanlar vardır; Dünyada sadece onları değil, geçmişten gelenler. Hayriye abla da yetişenlerden biridir... Onun hikayesi, biraz da Alaçatı'nın hatırasıdır.

Ataları 1923 mübadelesiyle bu topraklara gelmiş, kök salmış bir aile en küçük kızı olarak dünyaya geldi. Sekiz kardeşin en küçüğü… Bugün ise o kalabalık aile anılarıyla baş başa kalan bir ömür sürüyor. Yedi kardeşini uğurlamış bir yüreğin sessizliği var ama bu sessizlikten çok sabrı, kabullenişi ve hayatla ilgili derin bilgiler taşıyor.

Ben Hayriye ablayı evliliğimden tanırım. Evinin karşısında yakın bir yerde terzi çıraklığı yapıyorum. Yıllar geçti, çıraklıktan ustalığa uzanan bir yolculuk boyunca. Aynı dükkânda on yıl boyunca terzilik yaptım. O yıllarda Hayriye abla onun geçişinde selam verir, ayaküstü de olsa birkaç söz ederdi. İnsan bazen bir cümleyle hatırlanır; Hayriye abla ise her zamanki içtenliğiyle iz bırakırdı.

Hep güzel konuşurdu. Pozitif, içten ve dürüst… Sözleri bir öğüt gibi değil, bir dost sesi gibi dokunurdu insana. Naifliği, bugün pek rastlanmayan bir incelikti.

Kardeşleriyle birlikte yaşamlarını sürdürüyorlar. Ama o ev yalnızca bir yapı değildi; içinde emek, fedakârlık ve vefa vardı. Hayriye abla hayatı sadece kendisi için yaşamaktı. Hastayı ziyaret eder, yardıma ihtiyacı olana koşar, bir yandan da sabırdan ve şifadan söz ederdi. Onun varlığı başlı başına bir teselliydi.

Beni ne zaman görse sadece bana değil,şime ve çocuklarına da isimleriyle hitap ederdi. İnsanları unutmak, onları hatırlamak… Belki de gerçek zenginlik özellikleri.

Zaman zaman kitabevime uğrardı. Oturur, sohbet ederdik. Kahve ikram etmek istemiyorsanız; çoğu zaman ayrıntıları reddederdi. “Seni yormayayım,” derdi. Oysa onun derdi kahve değil, muhabbetti. Bir selam, birkaç cümle… Ama içten ve sahici.

Geçen gün yine dükkânın önünde görüntülenmişti, görünümün hatırını sormuş. Sonra içeri girin “Bir merhaba diyeyim” dedi. Oturdu, sohbet ettik. O an yine de yazılan bazı insanlar konuşmuyor, varlıklarıyla iz bırakıyor.

Ağabeyi Hamdi abi de Alaçatı'nın muhteşem isimlerindendi. İlk kola ve gazoz üretimi yapanlardan biri olarak biliniyor. Kardeşleriyle birlikte çalışan, ailesi için yaşayan bir insandı. Hayriye abla gibi o da hayatlarını paylaşarak anlamlandırmıştı.

Sohbetimizin bir anda kendisine sordum: “Hiç evlenmeyi düşünmedin mi?”

Cevabı kısa ama derindi: "Anneme baktım, arkadaşlarıma baktım. Belki özgür olmak zorundaydık... Ama bir daha dünyaya gelsem yine evlenmezdim. Yine ailemle yaşıyordum."

Bu sözlerde bir aksama yoktu. Dolayısıyla hayatlar olduğu gibi kabul eden bir insanın dinginliği vardı. Belki de mutluluk, tam olarak budur: Seçtiğin hayatı sevmek ve onunla barışık olmak.

Hayriye abla, güler yüzüyle, selamıyla, hatırlama biçimiyle Alaçatı'nın yaşayan anılarından biri. Onun gibi insanlar bir kasabayı yalnızca yaşanılan bir yerden çıkar; ona ruh verir.

Ve insan bunu düşünmeden devam eder: Bir gün herkes gider, ama bazılarının geride bıraktığı yalnızca bir isim değil, bir onun bırakır. Hayriye abla işte o hissinin adıdır. Hayriye abla; sana sağlıklar ve uzun ömürler diliyorum.

Saygı ve sevgilerimle…

  YORUMLAR YORUM YAP | 0 Yorum
  FACEBOOK YORUM
Yorum
  YAZARIN DİĞER YAZILARI
YUKARI