Bu yıl Çeşme için zor bir turizm sezonu oldu. Bir yandan girdi maliyetlerinin hızla yükselmesi ve personel giderlerinin ağırlaşması işletmeleri sıkıştırırken, diğer yandan Türkiye'ye gelen turist sayısındaki ciddi gerileme, Antalya'yı vurduğu gibi Çeşme'yi de yakından etkiledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı verileri bunu açıkça ortaya koyuyor: 2026'nın ilk altı ayında Türkiye'ye gelen yabancı ziyaretçi sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2,96 azalarak 20 milyon 767 bin kişide kaldı. TÜİK'in ikinci çeyrek verilerine göre ise toplam ziyaretçi sayısındaki düşüş yüzde 5,1'e ulaştı; ziyaretçilerin ortalama gecelik harcaması 113 dolarda kaldı. Antalya'da tablo daha da sert: yılın ilk yedi ayında yabancı turist sayısı geçen yıla göre yüzde 7 azalarak yaklaşık 632 bin kişilik bir kayba işaret etti.
Çeşme bu tablodan bağımsız değil. Eskiden iki, iyi senelerde iki buçuk-üç ay süren turizm sezonu bu yıl ciddi biçimde kısaldı. 15 Temmuz'a kadar oteller büyük ölçüde boş kaldı; temmuz ortasında yüzde 90'lara ulaşması beklenen doluluklar, birçok tesiste yüzde 50'nin altında kaldı. Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) yetkilileri bu durgunluğu doğrudan dile getirdi. Çeşme Turistik Otelciler Birliği (ÇEŞTOB), yani Çeşme otelciler birliği, bu zor sezonda da elinden geleni yaparak hem sektörü bir arada tutmaya hem de destinasyonun tanıtımına katkı sunmaya devam etti. Ama iyi niyetin ve bireysel çabanın tek başına yetmediği bir gerçek var: Çeşme'de doluluk, harcama ve memnuniyet verilerini gerçek zamanlı izleyen bağımsız bir sistem yok. Bu, Çeşme Turizm Strateji Planı'nın da en kritik yapısal eksiklik olarak işaret ettiği veri altyapısı sorununun ta kendisi.
Bunun yanında sürekli pompalanan bir "Çeşme çok pahalı" algısı var. Oysa veriler bunu doğrulamıyor. Çeşme'de bugün resmi kayıtlara göre on üçü beş yıldızlı olmak üzere elliyi aşkın belgeli konaklama tesisi, on dört bin civarı oda ve otuz binin üzerinde yatak kapasitesi bulunuyor; sektör temsilcileri bu rakamın yeni yatırımlarla otuz üç bin yatağa yaklaştığını belirtiyor. Yani herkesin bütçesine göre otel de var, restoran da. Türkiye ortalamasında ziyaretçi başına gecelik harcama 100 dolar bandındayken Çeşme'de bu rakamın 120-180 dolar aralığında seyretmesi, Çeşme'nin "pahalı" değil, ülke ortalamasına göre daha nitelikli bir talebi ağırladığını gösteriyor. Marbella günlüğü 300 avroya, Mykonos 600-1200 avroya satarken Çeşme'nin 100-200 avro bandında kalması da aslında fiyatın değil; golf, gastronomi altyapısının ve uluslararası marka değerinin eksik olduğunun göstergesi.
Asıl mesele sezonun kısalması. Ekonomisinin yüzde 95'i doğrudan ya da dolaylı olarak turizme bağlı bir ilçede sezonun 8-9 haftaya, bu yıl fiilen altı haftaya sıkışması demek; sadece otelcilerin değil, gastronomiden taşımacılığa, esnaftan tur şoförüne kadar herkesin altı-yedi haftalık bir ciroyla on iki ay boyunca ayakta kalmaya çalışması demek. Otuz senedir Çeşme'de "sezonu nasıl uzatırız" diye konuşuyoruz, ama bunu gerçek bir uygulamaya dönüştüren ciddi bir çalışma bugüne kadar hayata geçmedi.
Bunun sorumlusu yalnızca yerel değil. Sezonu uzatmak esasında merkezi bir turizm politikası meselesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın sorumluluk alanında. Merkezi yönetimin Çeşme'ye yaptığı son ciddi yatırım 1990'da tamamlanan otoban oldu; ondan sonra ilçenin turizmini geliştirecek somut bir proje ya da öneri gelmedi. Yedi sene önce ortaya atılan "Çeşme Turizm Projesi" esasında bir arazi rantı projesiydi; şimdi aynı projenin küçültülmüş bir versiyonu yeniden "Çeşme'nin kurtuluşu" diye gündeme getiriliyor. Böylesine büyük bir yatırım elbette düşünülmeli — ama bütün paydaşların ortaklaşa, uzun bir süreç içinde planlamasıyla. Bu arada mevcut, yaşayan turizmi korumak ve geliştirmek için o projeyi beklemeye gerek yok.
Elimizdeki imkanlarla, kısa sürede yapılabilecek çok şey var. Çeşme Kent Konseyi bünyesinde hazırladığımız Çeşme Turizm Eylem Planı ve Çeşme Turizm Strateji Planı tam da bunu hedefliyor: sezonu 10-12 aya yaymak. Çeşme'nin 39.947 mg/L mineralizasyon değeriyle dünyanın en zengin termal sularından birine sahip olması, kış aylarında longevity ve wellness turizmi için rakipsiz bir avantaj sunuyor. Alaçatı'nın rüzgarı, taş evleri ve sakin atmosferi ise dijital göçebe ekonomisi ile kurumsal toplantı ve teşvik turizmi (MICE) için ayrı bir fırsat. Bunların hepsi, büyük bir arazi projesini beklemeden bugünden başlatılabilecek adımlar: bir Turizm Danışma Kurulu kurmak, doluluk-harcama-memnuniyet verisini gerçek zamanlı izleyen bir sistem oluşturmak, Alaçatı ve Ildır'da fiber internet altyapısını tamamlamak, İzmir-Çeşme arasında kesintisiz ekspres ulaşım transfer bağlantısı kurmak.
Raporlarımızda defalarca yazdığımız gibi Çeşme'nin rakibi Bodrum değil; Mykonos ve Saint-Tropez'dir. Ama bu vizyona ulaşmak, büyük bir masa başı projesinin bir gün gerçekleşmesini beklemekle değil, bugün elimizdeki imkanlarla sezonu her yıl birkaç hafta daha uzatan küçük, somut adımlarla mümkün. Çeşme turizmi otuz yıldır aynı tartışmayı yapıyor; artık konuşmaktan çıkıp uygulamaya geçme zamanı.