Merhaba değerli Objektif Çeşme Haber okuyucuları. Sizlerle Objektif Çeşme Haber’de buluşuyor olmanın gururunu yaşıyorum. Bu güzel platformdaki ilk yazımı ülkemizde yaşamış ve yaşamakta olan iki Fatma’ya ayırdım. Son günlerde gündemden düşmeyen Fon vurgunu değerlendirilmeden geçilemeyecek kadar önemli diye düşünüyorum. Bakalım sizler ne düşüneceksiniz. Hadi başlayalım.
1888 yılında Erzurum’um Çayköy’ünde İbrahim Yahya Efendinin bir kızı dünyaya gelir. Nüfus kayıtlarına göre adı Mahi’dir (ay gibi). Ancak o ve çevresi hep Fatma ismini kullanacak ve öyle yaşayıp öyle anılacaktır. Evet, kurtuluş savaşı kahramanımız Kara Fatma’dan bahsediyorum. Adı ay gibi yani karanlıkta parlayan anlamında ama lakabı kara olan Kurtuluş Harbi kahramanımız Fatma’dan.
Kara Fatma “Derviş” lakaplı Osmanlı Zabiti Ahmet Bey ile evlenerek Edirne’de yaşamaya başladı. O sıralarda başlayan 1.Dünya Harbi sebebiyle Binbaşı Ahmet Bey Kafkas Cephesine gitmişti. O da bu durumda boş durmamış ve Edirne’de on kadını örgütleyerek küçük bir milis kuvvet oluşturmuştu. Ancak eşinin Sarıkamış’ta şehit düştüğü haberi gelince derhal toparlanarak eşinin memleketi Van’a gitti.
Kara Fatma için artık vatan sevgisi en üst seviyedeydi. Mustafa Kemal’in Samsun’dan başlayan yolcuğuna katılmaya karar verdi ve kardeşi Mehmet Çavuş ile birlikte yüz ellikişilik bir milis kuvvet kurdu. Kurduğu bu milis kuvvet iledoğudan batıya büyük bir direniş başlatarak ilerledi.
Kara Fatma Mustafa Kemal ile Sivas’ta buluştu ve tanıştı. Kendisine bizzat Mustafa Kemal tarafından burada “KARA” lakabı verildi. Artık onbaşı rütbesi ile Milis Müfreze Komutanıydı.
İstanbul’a görevlendirildi. Görevli olarak geldiği İstanbul’da Topkapılı Pir Mehmet ve Laz Tahsin ile birlikte on beş kişilik bir çete kurdular. Birlikte İzmit’e geçtiler ve onlara kardeşi Mehmet Çavuş yüz elli kişilik çetesi ile burada katıldı. Kısa sürede İzmit’te yedi yüz kişilik bir çeteleri olmuştu. Kurtuluş Harbine neredeyse tüm cephelerde katıldı. Sakarya Savaşı sonrasında Mülazim-i Evvel (Teğmen) rütbesini aldı. Büyük Taarruz başladığında Yunan’a esir düştü ancak kısa sürede kaçarak yeniden cephedeki yerini aldı ve nihayet zaferle sonuçlanan Kurtuluş Harbimiz sonrasında memleketi Erzurum’a döndü. Onbaşı olarak başlayan askeri hayatı üsteğmen olarak sona ermişti. Kendisine emekli aylığı bağlandı ancak o bu aylığı Kızılay’a bağışladı.
Kendisi ile savaşa katılan bir de yeğeni vardı. Küçük Fatma. Ne yazık ki Küçük Fatma savaşta bir elini kaybetmişti ve Küçük Fatma’nın çocukları vardı. Kara Fatma yeğeni Küçük Fatma ve onun çocuklarını sahiplendi çünkü savaş sırasında Küçük Fatma akli dengesini yitirmişti.
Cumhuriyet kuruldu, ülke modernize olma yolunda ilerledi, kadınlarımız her alanda boy göstermeye başladılar, Mustafa Kemal Atatürk vefat etti ve 2.Dünya Harbi geldi çattı. O kahraman Kara Fatma’mız geçim sıkıntısı çekiyordu. 1944 yılında Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na durumu yazılı bir şekilde bildirdiyse de olumlu ya da olumsuz bir dönüş alamadı ancak 1946 yılında durumu öğrenen İstanbul Belediye Başkanı Lütfü Kırdar kendisine defterdarlıkta bir iş vererek düzenli yardımlarda bulunmaya başladı. 1954 yılında ise artık çalışamayacak durumdaydı. Kars Milletvekili Tezer Taşkıran ve Rize Milletvekili Yusuf İzzet Akçal durumdan haberdar oldular. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verdikleri bir önerge ile kendisine 170 lira maaş bağlanmasını sağladılar ancak Kara Fatma artık çok yorgundu. 1955 yılının Haziran’ında Darülaceze’nin hastanesine yattı ve burada sadece on gün kalabildi. Yorgun kalbi kendisini ancak 67 yıl taşıyabilmişti. Büyük kahraman Kara Fatma Darülaceze’de hayata gözlerini yumdu.
Vefatının üzerinden geçen 71 yılın sonunda Türk milleti yine bir Fatma tanıdı. Bu yeni Fatma’nın gözü dönmüş durumu Kara Fatma ile karşılaştırılamayacak boyutta. İnsan düşünmüyor değil, acaba Kara Fatma’nın düştüğü çaresizliği yaşamamak için mi bu derece dünya malına tamah ediyor yeni Fatma. Bunu bilemem ama görünen o ki kendisi yokluktan çok ürkmüş. Tamah içerisine düşmüş. Bir türlü paraya doymamış.
Yani bahsi geçen para helal ya da haram yolla kazanılmış olsun. Hiç önemi yok. Ben bir insanın sanayici olmadan böyle rakamlara ulaşan servetin başında olmasını ülke ekonomisine indirilmiş bir darbe olarak görüyorum. O paranın üretim alanında değerlendirilmesi gerekirken sadece bir ailenin hesap cüzdanında durması milli servete ihanettir. O para ile kurulacak fabrikalarda nice Kara Fatma yüreklilere istihdam sağlanır, bir düşünmek lazım. Nasıl bir vicdan o parayı ülke ekonomisine katkı sağlayacak pozisyon dışında tutar.
Mustafa Kemal’in öncülüğünde düzenlenen ve Kara Fatma’nın da katıldığı İzmir İktisat Kongresinde alınan kararları hiç mi bilmez bu erk sahipleri. O kararları bilmeden, ülke dinamiklerinden bi haber olarak bu güzelim ülkenin yöneticiliğine nasıl soyunur bir insan? Anlamak mümkün değil.
Büyük bir ahlaki çöküntü içerisindeyiz. Müge Anlı’da, Esra Erol’da izliyoruz halimizi. Acun Ilıcalı ile uyutuluyor, dizilerde ki karakterler ile avutuluyoruz. Şöyle sağlamca silkelenmeyi hak ettik kanaatimce. Artık aydınlanmalı ve farkındalık yaşamalıyız. Daha da fazla geç olmadan.